Nezih Allıoğlu

GGYB Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Nezih Allıoğlu GGYB Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Nezih Allıoğlu  GGYB Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

GGYB Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Nezih Allıoğlu

 

Ankara’nın tanınmış iş adamlarından Göral Otomotiv sahibi ve GGYB Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Allıoğlu ile otomotiv sektörü ve Genç Girişim

Yönetişim Derneği hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik

 

Nezih Bey öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kendinizden bahseder misiniz? Nezih Allıoğlu kimdir?

 1966 Yozgat doğumluyum. Evliyim, bir oğlum var. Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü’nden mezunum. İMKB’de kısa süreli Broker’lik deneyimimin ardından 1992 yılında Göral Otomotiv A.Ş.’nin hizmete girmesi ile birlikte ticaret hayatında yer almaya başladım.

Bunun yanı sıra; GGYB(Genç Girişim Yönetişim Derneği)  6. Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorum. TÜSİAV (Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı), TÜGİAD(Türkiye Genç İş Adamları Derneği)ve OYDER (Otomotiv Yetkili Satıcılar Derneği)’de üyeliklerim bulunuyor. AFİDER(Ankara Fenerbahçeli İş Adamları Derneği)’inde kurucuları arasındayım.  Son olarak; ASTOP (Sivil Toplum Kuruluşları Platformu) 2014-2015 Dönem Sözcülüğünü yapmaktayım.

 

 

Göral Otomotiv’in kuruluşu ve bugünlere gelişi hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?

GÖRAL OTOMOTİV ilk olarak, 1992 yılında; Dikmen Caddesi’nde ve Çetin Emeç Bulvarı’nda yer alan showroomlarımızda Opel Bayisi olarak hizmet vermeye başladı.

1997 yılının Aralık ayında Firma olarak yeniden yapılanmaya gittik ve Peugeot’nun Ankara bayiliğini aldık. Toplam 5 000 m2 alana sahip Konya yolu-Balgat semtinde yer alan ilk plazamızda Peugeot marka binek ve ticari araçlara satış, servis, yedek parça ve sigorta hizmeti verdik.

10 Mayıs 2006 tarihinde Konya yolu üzerinde yer alan 9 500 m2 kapalı alana sahip Türkiye’nin en büyük Peugeot Plazasının yanında; son olarak Mayıs 2014’te Eskişehir yolu üzerinde yer alan Ümitköy Plazamızın açılışını büyük organizasyonlarla gerçekleştirdik.

Göral Otomotiv olarak, satış, servis, yedek parça, sigorta, ikinci el, operasyonel filo kiralama olmak üzere müşterilerimize; A’dan Z’ye birçok hizmeti tek bir çatı altında alabilme kalitesini sunuyoruz.

 

Sektörün sıkıntıları nelerdir? Bizimle paylaşır mısınız?

Sektörümüzün en temel sorunu ağır vergilere maruz kalmasıdır. Çünkü satılan araçların % 94’ü 1600 cc’ye kadar olan araçlardır. Bu araçlar da ÖTV % 45 uygulanmaktadır ve bunun üzerine de KDV eklenmektedir. Dolayısıyla bu da; araç fiyatlarında ciddi artışlar olmasına neden olmaktadır. 1999 depreminde geçici olarak çıkartılan ÖTV’de oranlar başlangıçta; % 5 ve % 8 civarlarındaydı. Akabinde; hükümetlerin bütçedeki açıklıkları ve ihtiyaçları doğrultusunda her geçen gün artarak bugünkü yüzdelere geldi. Yurtdışına bakıldığında; bizde % 45 uygulanan ÖTV % 20 / 25’ler seviyesindedir. Bir diğer mantıksızlıkta ÖTV üzerine KDV’nin de eklenmiş olmasıdır. Yani verginin de KDV’si alınıyor. Bu da kişilerin alım gücünü direkt olarak düşürüyor. Yani 10.000 TL’ye kadar araba alabilecek imkânı olan bir alıcı; aynı arabayı 17.000 TL vererek satın alamıyor, alım gücü yeterli olmuyor.

İçinde bulunduğumuz 2014 yılı verileri çerçevesinde; ilk onbir aylık dönemde, 1600 cc altındaki otomobil satışlarında %13, 1600-2000 cc aralığında motor hacmine sahip otomobil satışlarında %32’lik bir daralma görüldü. Otomobil pazarı segmentinin %83’ünü yine vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerinde yer alan araçlar oluşturdu. Bu da, biraz önce bahsetmiş olduğum durumun sektör açısından ne denli önem arz ettiğinin kanıtı niteliğindedir.

Avrupa ile Türkiye arasında kişi başına düşen araç sayılarını kıyasladığımızda da ciddi farklar göze çarpıyor. Bizde 1000 kişiye düşen araç sayısı 150 iken, gelişmiş Avrupa ülkelerinde bu rakam 600-700 civarlarındadır. İç pazarı büyük olan bir otomobil sanayisi birim maliyeti düşeceğinden yurtdışına çok daha fazla araç satabilir. Hep üzerinde durduğumuz ve arzu ettiğimiz yerli otomobil markası bu Pazar koşullarında gerçekleşmez. Çeşitli teşvikler de verilse günümüz dünyası globalleşti, istediğimiz yerli otomobil markası üretimini gerçekleştirmiş olsak bile bunun lastiğini başka bir ülkeden, motorunu, şanzımanını başka bir ülkeden almak durumundayız. Ama yine de bir Türk markasının piyasalarda yer alması hepimiz için gurur verici bir gelişme olur. Tekrar belirtiyorum, mevcut şartlarda gerçekleşmesi çok zor. Bunun için çok ciddi yatırım teşvikleri verilmesi gerekiyor.

Diğer yandan bütün bu olumsuzluklara rağmen; Türkiye’de en fazla ihraç ettiğimiz kalem otomobil yedek parçalarıdır. Dolayısıyla otomobil sanayisi Türkiye için para getiren ve gelecek vaat eden bir sektördür. Ülkemiz ekonomisi için daha da gelişmesi hayırlı olacaktır.

 

Sizce 2015 yılında otomotiv sektörünü neler bekliyor, Otomotiv Sektörünün 2023 vizyonu hakkında neler söylemek istersiniz?

 2015 yılı seçim yılı olması sebebiyle diğer yıllara göre gündem biraz daha hareketli olacaktır. Piyasalarda, kriz olacağına dair bir kaygı görünmüyor. Her ne kadar kredi faizlerinin yüksek seviyede seyretmesi ve BDDK’nın kredi işlemlerine ilişkin getirmiş olduğu kısıtlamalar, mevcut müşteri potansiyellerinin daralmasına yol açsa da; ekonomimiz belli bir istikrara sahiptir. Merkez bankasının faizleri yavaş yavaş düşürmesi ve BDDK’nin kredi işlemlerine dair getireceği iyileştirici ve olumlu düzenlemeler ekonomimizi daha da canlandıracak ve tüm sektörlere genel bir ivme kazandıracaktır.

Türkiye’nin 2023 vizyonunu değerlendirecek olursak; otomotiv sektöründe yakalanması gereken hedef rakam 75 milyar dolar olarak belirlendi. Bu da 4 milyon araç üretimi demektir. Mevcut üretimimiz bunun çok gerisinde. 1 milyon araç üretimi yapan bir konumdayken 4 milyon araç üretimini gerçekleştirebilmek gerçekten ciddi bir atılım istiyor. Mevcut şartlar göz önünde bulundurulduğunda böylesi bir büyüme oranını yakalamak biraz ütopik bir durum, piyasaları dinamik tutabilmek adına vergilendirmelerde yeni düzenlemelere gidilmesi bir zaruret olarak tekrardan karşımıza çıkıyor. Çünkü Türkiye’de otomotiv sektörü 2000 – 2008 yılları arasında yılda ortalama 36 büyümesine karşın, 2008-2013 yılları arasında ortaya koyduğu ortalama büyüme oranı % 10’la sınırlı kalmıştır. Şu anki tabloya göre; sektör dünya pazarından yüzde 1,56 pay alıyor, 2023’te 2,40 pay alınması hedefleniyor. Bütün bunların gerçekleşebilmesi için çok ciddi teşvikler yapılması gerekli.

 

Genç Girişim ve Yönetişim Derneği GGYD Başkanı olarak dernek faaliyetleriniz hakkında neler söylersiniz?

 Genç Girişim ve Yönetişim Derneği 19 Mayıs 2003 tarihinde kurulmuştur. İlk olarak 2008 yılında tanıştım Genç Girişim ve Yönetişim Derneği ile akabinde 2010 yılında üye oldum. 2012 yılından bugüne Dernek Başkanlığı görevini yürütüyorum.

Derneğimiz; Bugün 350’ye yaklaşan üye sayısı ile Ankara’da ki sivil toplum örgütleri içerisinde güçlü bir şekilde yerini almıştır. Derneğimizin amacını üyeleri arasındaki ticareti, işbirliğini arttırmak ve üyelerin sorunlarına çözüm yolları aramak olarak anlatabiliriz.

Genç Girişim ve Yönetişim Derneği olarak üstlendiğimiz bir diğer misyonda; Toplumdaki kadın erkek ayrımcılığının önüne geçebilmek. Dernek olarak; kadın üyelerimizin sayısını artırma yolunda pozitif ayrımcılıktan yana tavır sergiliyoruz. Elbette bugün arzu ettiğimiz noktada değiliz ancak, dünle kıyasladığımız zaman, çok önemli bir noktaya geldiğimizi ve bu konuda öncü olduğumuzu da ifade etmek isterim.

Daha etkili olabilmek adına gelecek hedeflerimiz arasında; üye sayımızı arttırmayı istiyoruz, bunu yaparken de seçici davranıyoruz. Amacımız sadece Ankara’da değil, Türkiye’de de şubeler açarak bu büyümeyi hızlandırmak.

 

Sizce iş hayatında derneklerin rolü nedir?

Dernekler, birlikte hareket etmenin, güce odaklanmanın, özellikle kent yaşamında dayanışmanın ve örgütlü gücün en güzel örneklerini veren yapılardır. Gerek sosyal hayatta, gerek iş hayatında olsun; Dernekler sayesinde birçok farklı kurum ve kuruluşlardan, platformlardan, farklı vizyonlara sahip birçok kişi bir araya geliyor, paylaşımda bulunuyorlar.  Ortak ya da tek paydada yer alan sorunlarını dile getiriyorlar, çok farklı bakış açılarından çözüm önerileri sunuyorlar. Yeri geldiğinde birlikte ya da karşılıklı ticaret yapma fırsatı yakalıyorlar. Tüm bunların yanı sıra, seslerini daha çok duyurma imkânı buluyorlar. Aynı zamanda sadece kendi sıkıntılarını değil, toplumdaki diğer sorunlara da dikkat çekiyorlar.

 

Genç işadamlarına ne gibi tavsiyelerde bulursunuz?

 Günümüz piyasalarında sadece sermaye ne yazık ki; ticaret hayatında aktif ve kalıcı olabilmek için yeterli olmamaktadır. Ama bunun yanında; parlak ve yaratıcı bir fikir piyasalarda çok daha büyük ve sarsıcı bir etki yaratabilmektedir. Gerçekten çok zorlu ve değişken bu koşullarda; istikrarı sağlayabilmenin ön koşulu gerek teknoloji gerekse ticaret alanında yaşanan gelişmelere duyarlı olarak; öncelikli hedefimiz kaliteden ödün vermeden ve müşteri memnuniyeti odaklı bir anlayışla; kendimizi her geçen gün yeniye adapte edebilmek.

 

Gelişen teknoloji beraberinde arz talep dengesizliğini getirdi. Mevcut piyasa koşullarında talebin çok üzerinde ve çok çeşitli bir arz söz konusu. Bu kadar geniş bir yelpazenin içinde tabi ki akılda yer edebilmek ve sektörde kalıcı olabilmenin öncelikli ve değişmez koşulu kalite ve müşteri memnuniyetidir. Sattığınız, ürün ve hizmetin kalite devamını sağlayabiliyorsanız kalıcılığınızı sağlayabilirsiniz. İlk verdiğiniz ürün ve hizmet ile sonra verdiğiniz ürün ve hizmet arasında hem fark olmamalı hem de daha yenilikçi ve öncü olmalıdır. Bu doğrultuda ilerlediğiniz müddetçe müşterileriniz sizi tercih etmeye devam edecektir.

Add comment

50 − = 40