Haşim SÜRME

Zanaatkar

Haşim SÜRME Zanaatkar

Haşim SÜRME  Zanaatkar

 Haşim SÜRME

Zanaatkar

 Bu sayımızda Antalya’nın Haşım Ustası ile hasbihal ettik. Söz sözü, konu konuyu açtı ve bazı değer ve sanatlarımızın nasıl da kolayca yok olduğu gerçeği ile yüz yüze geldik.

Kendi sanatına aşık bir zanaatkar Haşim Usta, imkanları el verdiğince gelecek nesillere

hatıralar bırakmaya, çocukları sevindirmeye adamış kendini. Yitip gitmeden bazı değerlerin kıymetinin bilinmesi umuduyla söyleşimizi sizlerle paylaşıyoruz.

 

Haşim Sürme, Haşim Usta kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

1959 yılında babamın memuriyeti nedeniyle Diyarbakır’da doğdum. Üç erkek kardeşin ortancasıyım. İlkokul döneminde öğretmenim Niyazi Ramazanoğlu benim sanata olan düşkünlüğümü fark etti. Okuldaki trampetlerin bagetlerini elimle yapıyordum ve öğretmenim el becerimin farkına vardı. Beni bir marangozun yanına koydu. O marangozun yanına sürekli gittim, geldim. Boş vakitlerimi orada marangozluğu öğrenerek geçirdim. Yazın orada çalıştım ve hep devam ettim. Uzun yıllar çıraklık ve kalfalık dönemlerim oldu. Ondan sonra bir ara memurluk yaptım ama olmadı. O dönem, hastalandım ve bir süre tedavi gördüm. 30 sene önceydi.  Marangozluk yapmaya devam ettim. Emekli oldum ama bu işi hiç bırakmadım.

 

Haşim Usta yaptığınız meslek aşkla yapılan bir sanat mı?

Evet, bu öyle bir sanattır ki hastayı iyileştirir, engelliye moral verir. Dünyadaki en sorunlu insanların bile rahat edebileceği, huzur bulabileceği bir meslektir. Mesleğime aşığım ve yok olma yolunda olduğundan da kaygılıyım.

 

Yaptığınız sanattan ortaya çıkan eserlerle mutlu oluyor musunuz?

Eserlerinizi bir yerde gördüğünüz zaman sizden mutlu insan olamaz. Pek çok değişik proje ile uğraştım, şimdi de Elmalı Evleri maketine başlayacağım, düğmeli evleri yapacağım. Elmalı Evleri, düğmelerden yapılan çok özel evlerdir, hepsi ahşaptır. Bu evleri korumamız, maketleştirmemiz lazım ki çocuklar, gelecek nesiller onları görsün, onları bilsin. Eskiden yaşayan insanlar nerede oturmuş kalkmış… İki katlı ahşap evler, üç katlı ahşap evler… Artık böyle şeyler yok ki.  Bunlar çok güzel izler, anılar.

 

Bu konuda size yardımcı olacak, maddi destek sağlayacak kurum veya kişiler var mı?

Bize kim yardımcı olacak? Bu işler çok zor, maketler pahalı işlerdir. O kadar parayı bize kimse vermez. Bu konuya değinmişken sizin vesilenizle Ceysu Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Ceylan’a ilgisi ve desteğinden dolayı teşekkür etmek isterim.

 

Türkiye’de bu yaptığınız sanatı ve eserlerimizi sizin gibi yaşatan az sayıda usta kaldı.

Antalya’da ben Mehmet Amca’nın yanında yetiştim. Mehmet Amca, sıkmalı cambaz yapardı. Tabii o zamanlar imkan yoktu, Mehmet Amca’da fakirdi ama sonradan toprakları para etti de sattılar. Çok iyi bir ustaydı, bana çok yardımı dokundu. Ben sıkma cambaz yapımını, topaçları ondan öğrendim. Benim gözümde dünyanın en iyi ustasıydı. Vefat etti, Allah rahmet eylesin. Cemal Abi vardı ama o da biraz rahatsızdı.

Artık el emeği ile bu işi yapanlar kalmadı. Çin’den getirilenler var. Çin’den getirdiklerini zımparalıyorlar, ahşap görüntüsü verip boyuyorlar. Bunlar yetişkinlere de çocuklara da zarar veren maddeler içeriyor.

 

Ben topraktan, bitkilerden doğal, zararsız boya yapıyorum fakat artık eskisi gibi dağ bayır gezemiyorum. Mesela hangi kayadan daha güzel boya yapılacağını bildiğim için eskiden taş ustalarına da biraz yardım etmiştim. Hamza Amca vardı, felaket bir ustaydı, Trabzonluydu. Ben taş ustalığını ondan öğrenmiştim. Taşa vurduğu zaman nereden yarılacağını bilirdi, taşın damarını bilirdi. Çok iyi bir ustaydı, Allah rahmet eylesin, eski toprakların hepsi vefat etti.

 

Bu dükkana taşınmadan önce ne yapıyordunuz?

Burası olmadan önce bir arka sokakta, arada dükkanım vardı.  Orada kimse beni görmüyordu, bilmiyordu, sadece tanıyanlar gelip bir şeyler alırdı. Aynı zamanda evimde bir odamı öğrencilik dönemimde ve memuriyet dönemimde atölye olarak kullandım. Dükkandan gelince de üstüm kirli olduğu için eşim kızıyordu ama kapının önünde temizleniyordum.

 

Haşim Usta sizden sonra bu mesleği yapabilecek, sizin yetiştirdiğiniz ustalarımız var mı? Çıkacak mı?

Bu ülkede cin gibi çocuklar var. İsteseler benim yaptığım sanatın daha iyisini yaparlar. Ama bu çocukların geçinmesi için, ailelerine bir faydaları olabilmesi için onlara para ödenmesi lazım. Benim de o gücüm yok.  Öyle olunca çocuğa da para veremeyiz.

 

Bir abi geldi, dedi ki; “Haşim Usta, tüm İmam Hatipleri dolaş, onları eğit.” Başta çok olumlu bakıyorlardı. Ama malzeme alacak para konusunda sıkıntı olduğu için okullara gidip eğitim veremedik. O arkadaşlar çok uğraştı, sanatıma hayran oldular. Fakat destek ve sponsor olmadığı için tutmadı. Ama çocuklara o eğitimi verebilmek için epey mücadele ettiler.

 

Ben çocukları çok severim, onlar için bir şeyler yapmak isterim, onları tebessüm ettirmeyi severim. Mesela 10 Nisan’da bir Uçurtma Programı var. Bu program için ücretsiz imkanım elverdiğince uçurtmalar yaptım. Bir arkadaştan bu çalışmam için 200 – 250 kadar çanta temin ettik. Ondan sonra 12 – 17 Nisan arası tekrar Eğitim Fuarı için çalışmalar yaptım. Fuar için malzememi ise belediyeden bir arkadaşın desteğiyle sağladık.

Ben 23 Nisan’da kendi imkanlarımla dünya çocuklarına, Cam Piramit’te 1000 tane oyuncak ve uçurtma dağıttım. 2 gün içinde bitti. Sonra oranın sorumlusuna gittim, malzeme almak için 1 gün müsaade istedim “O zaman kapat” dedi. Yetiştiremedim… Dünya çocukları bu hediyeleri çok beğendiler, oyuncak, uçurtma verirken 1 milyon dolar vermişsin gibi sevindiler. Çocukların mutluluğu hiçbir şeye değişilmez.

 

 Çocuk sevginiz nerden geliyor?

Çocuklar benim için ayrıdır. Biraz sıkıntılı büyüyünce çocuk sevgim de bir başka oldu. Sıkıntılı büyüyenler beni anlar. Eskiden bir uçurtma yaparken hamurunu bul… Nereden bulacaksın? Adamın başına yüz tane bela gelir o unu bulana kadar. O zaman çimento kağıtları yeni çıkmıştı. Çimento kağıtları ağır geliyordu, bu sefer naylon lazım oluyordu. Naylonu nereden bulacağız? Bir keresinde çocukken bir yerden un çalmıştım. Orada da dayak yedim. Emekliliğimde bu işle hem kendi çocuklarımı sevindiririm hem de biraz para kazanırız diye düşündüm ama tabii emekli olunca da artık çocuklar büyüdü, eşim bu işime biraz kızıyor.

 

Eşin, siz onunla vakit geçirmiyorsun diye mi kızıyor?

Hayır, emekli parasını buna harcıyorum diye kızıyor. Ama vazgeçemiyorum. Şimdi beni öldürseler de ben gene gidip malzeme alırım. Ben bu yaştan sonra kendimi değiştiremem.

 

Biraz da yaptığınız oyuncaklardan bahsedebilir miyiz?

Benim oyuncaklarıma sahip olan çocuk, en kötü şartlarda oyuncak dönemini bitirene kadar bu oyuncaklarla büyür. Hatta ikinci nesil bile aynı oyuncakla devam eder. Benim hemen kırılacak, bozulacak oyuncaklarım yok. Bir de doğal oyuncaklar, içinde plastik, katkı maddesi yok… Zararlı hiçbir madde yok.

 

Sizin elektriği alan pervane oyuncağınız var mesela…

Torunlarım için düşünmüştüm onu. Torunum Deniz “Bana pervane yap” dedi. Eski pervaneleri gösterdim. Beğenmedi. Yaptım, torunum çalıştırdı ama hocası çalıştıramadı. İnsanlar, matematiksel olarak tahtadan elektrik geçmez diyorlar. Matematiksel olarak geçmez… Bir bilir kişi, “Statik elektriği alıp kinetiğe çeviriyor” dedi. Öyle kolay işler değil yani. Düşündüğüm zaman iyi şeyler çıkarıyorum, bu beni mutlu ediyor. Ama bu emeğin karşılığı olması gerekiyor. En azından insanın, bir pazar günü torunlarını deniz kenarına götürerek bir yemek yiyebilecek maddi gücü olması gerekiyor.

 

‘Sanatımıza sahip çıkılması ve daha iyi eğitimler verebilmemiz için desteklenmeliyiz’ diyorsunuz.

Bir proje oluşturulmalıdır. Bir çocuğa şöyle diyebilmek gerekiyor; “5 gün cumartesi günleri Haşim Usta’ya gideceksin.” Yani okulun da bu projeye destek vermesi gerekiyor. Çocuklar geldiği zaman da çocuğa çıkartıp bir 20 lira verebilmeliyim ki o çocuk heveslensin. Ama küçük yaşta olmalıdır. Bizim gibi tahsilsiz insanlar bunları bilemez. Bu işi bilen kişiler, Üniversite hocaları bunun üzerinde durmalı, bu çocuklara bu sanatı nasıl sevdiririz diye düşünmeliler. Bir saz kursu, bir dil kursu gibi düşünülmelidir.

 

İlkokul çocuklarını el sanatı öğretilmesi amacıyla haftanın belirli günleri ustanın yanına göndermeliler. Bu programın okul ve ustanın diyalogu içinde ilerlemesi lazım… Ama çocukları da memnun etmek gerekiyor. Çıraklığın ne olduğunu, disiplinin ne olduğunu bilmeliler. Mesela ben Üniversite çocuklarından yanımda sigara içmemelerini istedim. Çünkü ben ustamın yanında içmedim. Kursa 30 tane çocuk geliyor, bir tanesi de benim yanımda sigara içmedi. Bozuk mu yapmış, tekrar sil… Öğrenene kadar yeni baştan yapsın.

Şimdiki çocuklar disiplin görmemiş, biraz disiplin şart. Yoksa olmaz. Eğitim vereceksem eğitim alacak adamda da biraz saygı olması gerekir. Hepsi bu!

 

Belediyeler, kurumlar bu işe el atmalılar. Yardım için oraya giden fakir ailelerin çocukları gelirse onlara bu sanatı öğretebilirim. Belediyeye giderek onlara da bunu anlattım. Yanıma öğrenci vermelerini istedim, ‘Para verecek misin’ dediler. Para vereceğim ama verdiğim para çocuğun ailesini tatmin etmez. Yardım alan kişiler var, bu ailelerin çocuklarını bizim gibi ustaların yanına haftada 2 gün gönderseler en azından çocukların da bir altın bileziği olur ve bu sanat yok olmaz.

 

Bunları uzmanlar daha iyi bilir, ben kendi düşüncelerime göre yorumluyorum. Yalnız bu ülkede bazı şeylerin acilen yapılması gerekiyor. Ülke zor bir dönemden geçti. Öyle bir dönemden geçti ki… Bir yandan askerler, bir yandan devlet içinde devlet, bir yandan milletin içinde millet…  Tabii zorlandılar. Bu kadar kötü olacağını nereden bilsinler? Ama çok şükür ki ayaktayız. Maşallah iyi götürüyorlar. Bu işler öyle kolay değildir. Devlet yönetmek…

 

Add comment

4 × 1 =