Mevlüt DEMİR

İl Emniyet Müdürü

İl Emniyet Müdürü Mevlüt DEMİR 1

İl Emniyet Müdürü Mevlüt DEMİR

İl Emniyet Müdürü Mevlüt Demir

Sayın Valimizin dirayetli duruşu ve ekibe liderlik etmesi önemlidir. Diğer kurumlar da aynı insicamın içinde yer almış, tüm şehir topyekun duruşunu göstermiştir. Bu olayda başta vilayet, emniyet ve adliye olmak üzere toptan iyi bir sınav verilmiştir.

Birileri konuştu; Biz icra ettik

15 Temmuz gecesi polis telsizinden bir emir verildi.  “Silahınızı isteyeni alnının çatından vurun.” Bu emri veren, o gece Konya’da olası büyük bir faciayı önlemek için var gücüyle mücadele eden İl Emniyet Müdürü Mevlüt Demir’di. O emirle büyük bir güç ve özgüven kazanan polis, Konya’da tek bir vatandaşın burnu bile kanamadan kara geceyi aydınlık sabaha taşıdı. Emniyet Müdürü Mevlüt Demir, gecede yaşanan tüm ayrıntıları Metropol’e anlattı… 

 

Kalkışma olayının gerçekleştiğini ilk nasıl fark ettiniz?
25 yılı aşkın sürede Ankara’da çalışınca orada doğal olarak belli bir çevreniz oluyor. Saat 22.00 civarıydı. Ankara’da görev yapan arkadaşım aradı. “Şu an Ankara dışındayım ama Ankara’ya ulaşamıyorum” dedi. O arada ben de aradım, ulaşamadım. Tekrar arkadaşımla görüştüm. “Ankara, İstanbul ‘un üzerinde uçaklar var” deyince tamam dedim, bu adamlar ipi çekti. 30 yılın özeti oluşuyor. Tabi bir de yıllardır herkes hakim, savcı ve polis teşkilatının üzerinde durdular. Diğer kamu kurumlarıyla alakalı Adliye ve Emniyet kadar üzerinde durulmadı veya duruldu da ilgili kurumlarda bir hareket olmadı. Öyle ki hala da bugün bu saat itibariyle birçok kamu kurumu kılını kıpırdatmadı ya da zoraki harekete geçiyor. Daha da ötesi bugün kamu kurumlarının çoğu bize başvurarak çaycısından şoförüne kadar tüm personelinin FETÖ ile bir bağının olup olmadığını soruyor. Dolaylı bir yöntemle sulandırma gayreti görülüyor. Önemli pozisyonlarda karar vericiler yerine alt düzey kişiler ön plana çıkarılmaya çalışılıyor. Şimdiye kadar neredeydiniz? Böyle bir usul mü var? Ayın 15’ inden sonra herkes FETÖ – SAVAR oldu. Ondan önce birçoğu üç maymunu oynadı. Görmedim, duymadım, bilmiyorum… Nereye kadar?

Buradaki rehavetin sebebi neydi?
Buradaki rehavet şu; bu kalkışmadaki silahlı terör örgütü FETÖ/ PDY dediğimiz yapının şimdiye kadarki şeklini öteleyen, görmezden gelen iradeler şimdi dehşet bir FETÖ – SAVAR oldu. Samimiyetimle söylüyorum. Konya’dan örnek vereyim. Biz Konya’ya geldiğimiz zaman 2015 yılının daha başında gördük ki bizim teşkilatta sadece birkaç tane adam değiştirilmiş. Emniyet’in özel kalemi de dahil hiç kimseye dokunulmamış. Orada devlet idaresinin hakim olması lazım. Yani devlet; topraktan, vatandaştan, bayraktan teşekkül eden bir organizma ama devlet algısı başka bir şey. Devlet algısının içerisinde her şey var. En başta sembol olarak ay yıldızlı al bayrağımızın şanlı dalgalanışı var. Herkes böyle bir ağır abi modunda. Yaa! işte birileri yapar. Acabayla olan, arkasını sizin dolduracağınız ve sokaktaki sade bireylerin dolduracağı acabalar var. Göreve başladığımızın dokuzuncu gününde 156 tane emniyet amiri, müdür ve müdür yardımcısı konumundakilerin yerlerini değiştirdik. Bunun içerisinde İl Emniyet Müdürünün özel kalemindekiler de var.

Sizle daha önce yaptığımız bir röportajda da paralel yapıyla ilgili ciddi söylemleriniz olmuştu. Ama olayın bu denli ciddi boyutlarda olduğunu bilmiyorduk. Siz başından beri bu ciddiyetin farkında mıydınız?
Çok basit. Herkesin bildiği bir şarkı var. “Aşk yaşanır anlatılmaz” diye. Bunu şarkılarda söylüyoruz. Biz bunu yaşadık. Yıllar önce anlattık. O zaman da ezildik, o zaman da hırpalandık, o zaman da ötekileştirildik. Depremin şiddeti maksimum 9’sa kurumsal olarak 9 şiddetinde bu depremi yaşamış tek kurum Emniyet Teşkilatı’dır. Ancak biz ümidin varoluşuna inananlardanız. Yiğit düştüğü yerden kalkar. 9 şiddetindeki depremi yaşayan Emniyet Teşkilatı 15 Temmuz’da tam tersi bir depremle cevap vermiştir. Altını çizerek söylüyorum. 9 şiddetindeki depremi yaşamış bir teşkilat, 15 Temmuz’da tam aksiyonla 9 şiddetinde bir depremle beraber şaha kalkmıştır. Ama bunu yaparken de olayın başkahramanı bir; Türkiye Cumhuriyetinin halkı, iki; yine aynı halk, üç; yine aynı halk, dördüncü de; Emniyet Teşkilatı’dır. Tabi ki bu işin başındaki, Reisi Cumhur’un o telefon konuşması, malum programdaki ifadesi bu halkı ayağa kaldırmıştır. İşte burada sağcısı, solcusu, iktidarı seveni, sevmeyeni herkes tek bir hedefte birleşmiştir. O hedef Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istiklalidir. Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta da; Sayın Valimizin dirayetli duruşu ve ekibe liderlik etmesidir. Diğer kurumlar da aynı insicamın içinde yer almış, tüm şehir topyekun duruşunu göstermiştir. Başta vilayet, emniyet ve adliye olmak üzere toptan iyi bir sınav vermiştir.

ÖNCE İSTİKLAL
Biz tüm toplantılarda özellikle 17, 25 Aralık’tan sonra arkadaşlara bir şey söylüyoruz. “İstiklali olmayanın istikbali de olmaz.” Önce istiklaliniz olacak. Yani kurtuluşunuz olacak. Başı örtülüyle, başı açığıyla, inananıyla, inanmayanıyla, ateistiyle, maneviyatçısıyla… Bizim ve halkımızın istediği bu. Toplantılarda bir başka şey daha söyledik. Herkesin bir şey olması kadar doğal bir şey yok. Sağcı, solcu, milliyetçi, ülkücü, devrimci, komünist, liberal vb. Çünkü gönüle pranga vuramazsınız. Kimi esmer sever, kimi sarışın sever. Ama şu var ki devletin resmi sistematiğinde, devletin iradesinin ve hukukunun dışında bir irade ve hukuk olmaz. Sosyolojik realiteler vardır bu memlekette. Klik yönetimle, devlet yönetimi farklı şeylerdir. Ben bu devleti sadece “a” algısıyla yönetirim. Böyle bir şey yok. Sadece b. c, d, e ile yönetirim. Böyle bir şey de yok. Devlet, devlet gibi olduğu sürece, devletin hukuku hakim olduğu sürece, tali ve fer’i sistem, kurallar orada hayat bulamaz ve bulamamalıdır da.

Bu olaydan sonra aslında o güne kadar ne kadar özgür ve huzurlu yaşadığımızın farkına vardık mı sizce?
Meydanlar bunun en güzel örneği zaten. Baktığımız zaman bu memlekette Bozkurt işaretiyle Rabia işareti yapanlar ile diğer tüm farklı görüşlerin hepsini aynı meydanda görüyoruz. Meydanlar sabahlara kadar doldu. Diktaya hayır, askeri militarist algıya hayır diyen… Yani bu öyle bir dehşet örgüt ki, çok önemli bir masonik ve mosadik algısı olan bir örgüttür. Kimse bunu başka taraflara yamamasın. Ama şu var. Biraz muhafazakârlık, biraz Türk toplumunun manevi değerlerini o tarafa devşirmek kaydıyla… Kafasının arkasındaki irade 15 Temmuzda ortaya çıkmıştır. Beraber güney doğuda birlikte savaştıkları, birbirlerine “badi” dedikleri yiğit ve kahraman özel harekatçıları bomba atarak onlarca insanı katletmişlerdir. 240 civarında şehit verildi. Bunlar cinayetin mazide görülmeyen örneklerini sergilemişlerdir. Bu memlekette, bu demokrasi tabanının, milletin verdiği tepkinin, daha çok, daha kavi, daha uzun soluklu olması lazım. Herkesin anladığı dilden konuşursanız iletişimi o zaman sağlarsınız. İletişim, sizin ne dediğiniz değil de muhatabınızın ne anladığıdır, bir bakıma. Meydanlarda milletin haykırışının sürekli, etkin ve etkili olmasına bağlıdır. Milletin meydanlardaki mesajı sadece ülke sathında değil tüm dünyada yankılanmıştır.

Konya Halkı bu haykırışı nasıl gerçekleştirdi?
Tüm Türk halkını kocaman kocaman alkışlamak lazım. Konya’yı ve Konyalıları alkışlamak lazım. Konya meydanı 150 binleri aştı. Demek ki halk demokrasinin yanında. Halk hukukun yanında. Devletine, bayrağına, polisine, askerine, milletine sahip çıkıyor. Sokaklarda yürüdüğünüz zaman o insanların bakışındaki samimiyeti görüyorsunuz. Yani öyle bir şey ki sarılıp haykıranları görüyoruz orada. Hiç tanımadığımız doğulu bir arkadaş “Biz devletimize gönül verdik. Emniyet Teşkilatının yanındayız” diye haykırıyor. Bunlar çok önemli. Artık hiç kimse halkı keklemesin. Birileri televizyonda diyor ki; “Siz sokaklara çıkın dediğiniz zaman kimse çıkmaz” Tepesine bomba yağarken orada direnen şanlı kahramanlar var. Tankın önüne canını koyan insanlar var. İstanbul’da bir hanımefendinin koskoca tanka, silaha imanla direnişi tarihte olmayan bir şeydir. Biz hep Çanakkale Zaferi’ndeki o kadınların hikâyesini dinleriz. Kurtuluş Savaşı’ndaki kadınların hikâyesini okuduk. Eğer günün birinde kahramanlık hikâyeleri yazılacaksa bu kadınların hikâyelerine de mutlaka yer verilmelidir.
Kalkışma haberlerinin yavaş yavaş gelmeye başladığı dakikalarda olayın boyutlarının bu noktaya geleceğini öngörmüş müydünüz?
Yiğit bir kere doğar, bir kere de ölür. Bu işin acabası falan yoktur. Yani siz bu işi öteleyerek, erteleyerek, zamana bırakarak netice alamazsınız. Bizim geldiğimizden beri bir sözümüz var. “Yaşasın pragmatizm” diyoruz. Millete hizmet, anında ifa edilir. Yani kapınız açık olacak. Sokaktaki vatandaşa el uzatılır, gözünün içine bakılır ve hizmet ifa edilir. Böyle olursa orada kamu anlamında, devlet anlamında, vatandaşına hizmet eden bir zihniyet, bir mantalite vardır.

Olayı öğrenir öğrenmez ilk olarak ne yaptınız?
Konya’da bu canilerin dışında, devlet olarak olayı ilk duyanlardanızdır herhalde. Bu olaylarda en önemlisi iletişimi kesmek. İletişimi kesmekle birlikte hakim olmaktır. Hemen vatandaşın gözü kulağı olan medyayı kesmek. İlk yaptığımız şuydu. Süratle haber merkezini aradık. Dedim ki yapacağınız bir şey var. “Kendini asker, polis olarak tanıtıp silahınızı isteyen, kimlik soran falan olursa yapacağınız tek bir şey var. Alnının çatına sıkacaksın. Yok sorayım, bakayım, edeyim böyle bir şey yok. Siz şu an devleti temsil ediyorsunuz. Derhal gereğini yapın.” Olağanüstü hallerde olağan hallerin hukuku geçmez. Bugün işte devlet bu yüzden OHAL ilan etmiştir. OHAL’i ilan ederken de hukukun tesis ve tecelli etmesi için yapılmıştır bu. Devletin vergileriyle alınmış top, tüfek, tank, uçak, devletin külliyesini bombalıyorsa, Meclisi bombalıyorsa, güvenliğin can damarı olan özel harekâtı bombalıyorsa, Ankara’yı bombalıyorsa, Türksat’ı bombalıyorsa yapacak hiçbir şey yok. Biz de direk hiç düşünmeden o talimatı verdik. Emniyet müdür yardımcılarına, herkese talimat verdim. Derhal meydanlara çıkıyorsunuz; 3. Hava Jet Üssü, Jandarma, Bölge Jandarma, askeri lojmanlar ve savunma okulu giriş çıkışları derhal kapatıyorsunuz. Sayın valimizle paylaştık. Kendisi de aynı emri daha net ve gür bir şekilde ifade etti, onayladı, aynı şekilde yürüyelim dedi. Vali beyin kahramanca bu şekilde yanımızda durması bizi mutlu etti. Çünkü aynı şekilde, senkronize düşünüp ortak kararla yürüdük. Bize öncülük edip ekibin liderliğini yaptı. Yaklaşık 20 dakika içerisinde hem Hava Üssü, hem Bölge Jandarma, ve her yere hakim olmak. Bu dehşet bir şey. Biz kamu kurumu, vs. bakmadık. Kim varsa, vatandaş da dahil olmak üzere. Öncelikle polis araçlarını süratle Konya’daki TV kanallarının önüne gönderdik. Korumaya aldık. Camilerden süratle sela verilmesi ve halkın meydanlara çıkması konusundaki çağrılar için Müftü Bey devreye girdi. Konya kolektif aklı ve kolektif eylemi becermiş ender şehirlerden birisidir. Çünkü işin arka boyutuna bakarsanız buradaki birinci ağırlıklı şey 3. Hava Jet Üssüydü. Olay günü iki helikopterin de Konya’dan kalktığı düşünülürse üssün ne kadar önemli olduğu anlaşılır. O arada kuleyi de teslim aldık. Keskin nişancılarımızı yerleştirdik. Uçakların, helikopterlerin, F-16 ‘nın önlerine araçları çektik. Tabi zaman biraz ilerleyince belediyelerin çöp kamyonları, belediye otobüsleri de yerini aldı. Tüm minibüsler görevdeydi. Ciddi anlamda faydaları oldu. Alkışlanacak birileri de onlar. Tüm minibüsçüler gözlerini karartıp minibüslerini askeri lojmanların önlerine çekti. Onlarca bariyer oluşturuldu. En önemlisi de halkın yığınlarca, 10 binlerle meydanlara, sadece meydanlara değil polisin tedbir aldığı yerlere çıkması. Bizimle beraber hareket eden Jandarma Alay Komutanımızın da büyük etkisi ve desteği oldu. Hava üssünü sardığımız zaman sert tartışmalar oldu. Başsavcılarımız da oradaydı. Adliye’de de güzel bir iş birliği oldu. Tüm adliye hukukun tecellisi için topyekûn çok güzel çalışmalar yaptılar. Silahlı kuvvetlerin yiğitleri de bizimle birlikte hareket etti.

O süreç içerisinde onlarca telefon görüşmesi yaptınız ve karşınızdaki kişinin hangi tarafta olduğu konusunda hiç endişeniz oldu mu?
Erzurum’ da -40 derecede muz yetişmez. Çünkü muzun yetişmesi için tropikal iklim koşulları lazım. Sıcak hava, bol su lazım vs. Birileri bu memlekette Erzurum’da muz yetiştirmeye kalktı. Biz orada muzun yetişmeyeceğini biliyoruz. Bayrağın altında ihanete yer yok. Al bayrağımızın altında üşüyeni ısıtacak kadar güneş de var, terleyeni serinletecek kadar gölge de. Sayın Valiyle beraberdik. Üs komutanı bizi aradı. Sesinin tonundan belliydi. Konuşuyor ama hiçbir şey söylemiyor. Adam iyi kötü bilemem ama bizim oradaki refleksimiz devlet refleksi. Onu yargılama refleksi falan değil. Biz orada samimiyetin olmadığını idrak ettik. Biz hukukun tesisi anlamında bakıyoruz. Hakikaten çok ciddi bir sınavdan geçti Türkiye. Tabiri caizse uçurumdan döndü. Mazide örneği olmayan ne Hz. Osman efendimizin şahadetinde olduğu gibi hariciler, ne de Hasan Sabbah döneminin haşhaşileri. Yani böyle bir şeyi, tövbe haşa insan öldürmeyi Allah rızası için yapacak kadar alçalmış bir zihniyet var karşımızda. Kendi insanını, kendi ordusunu, kendi parasını, kendi değerlerini, kendi enerjisiyle kafasına bomba yağdıracak kadar adileşmiş bir zihniyet. Anlamak mümkün değil. Hala da böyle birilerinin aymazlıkla, ahmaklıkla, bazen de işine gelmeyip tırsmışlık ve korkaklıkla film çevirmelerini anlamak mümkün değil.

Siz bütün bu film çevirenleri görüyorsunuz değil mi?
Gören müthiş bir kalabalık var. Üst iradenin sağlam olması taşraya da yansımıştır. Bizim konuştuklarımız sadece burada il genelidir. Ama şu var; Sayın Reisi Cumhur, Sayın Başbakan ve üst yetkililerin o duruşu, meydanlarda haykırışı milleti ateşlemiş, tetiklemiştir. 81 vilayet, demokrasi diyen her birey meydanlardaydı. En küçük beldelere varıncaya kadar direndi, “ Ben kendi istiklalime, kendi hürriyetime, kendi özgürlüğüme, kendi değerlerime sahip çıkıyorum bu vatan benim” dedi. Bu vatanı “mandacı” yapmak isteyenler kaybetmiştir. Sınav sorularını çalarak bürokrasiye hakim olmak isteyen zihniyet kaybetmiştir. Bu milleti ve Türk Emniyet Teşkilatını tekraren alkışlıyoruz. Konya’daki arkadaşlarımı alkışlıyorum. Eksiğiyle, gediğiyle, küçüğüyle, büyüğüyle hepsi devletin yanında oldu. Bu şanlı direnişin karşısındaki zafer bu milletin tamamınındır.

Şehit olmayı göze alarak yola çıktınız. Bu olayda eşinizin tepkisi ne oldu?
İnsan eşiyle bir hayatı paylaşır. Siz neyseniz aşağı yukarı o da odur. Ama bizim bir tarzımız vardır. Resmi şeyleri pek göz önüne yansıtmayız. Biz evde durmadık. Haber alır almaz yerimizden fırladık. Belki birileri saklanacak mahzen ararken, biz de “inadına meydanlar” dedik, “inadına halk” dedik, “inadına görev” dedik, “inadına huzur” dedik, “inadına demokrasi” dedik, “inadına Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi ahkâmının tesis edilmesi” dedik. Birileri konuştu biz icra ettik. Burada sayın valinin dik duruşu ve liderliği Emniyet Teşkilatının aslanlar gibi duruşu, Konyalının bu şanlı direnişe en büyük omuzu vermesi, bayrağını alıp sokaklara çıkması, bayanların, erkeklerin, hiç tanımadığımız insanların “silah verin cepheye gideyim” diye haykırışları, arabamızın önünü kesip “Ben de varım” deyip boynumuza atlamaları. Bunlar unutulacak şeyler değil. Herkes tarih okur ama herkes tarih yazamaz. Ama şu an bu asil millet tarih yazmıştır. Şu var; ben Konya İl Emniyet Müdürü olarak Konyalılara ayrı bir sayfa açıyor, onları tebrik ediyor ve alkışlıyorum.

Operasyonlar Konya’da hala devam ediyor. Hedefiniz tek bir kişi kalmayana kadar bu mücadeleye devam etmek mi?
Türkiye Cumhuriyeti devleti, devlet ve millet birlikteliği ile devam etmektedir. İpe sapa gelmeyen ispiyoncu algılara da yer vermiyoruz. Karı koca birbirini ispiyonlar hale geldi. Bu çok vahim bir şey. Bunu yapan da yine bu terör örgütü. Onun için tekrar tekrar söylüyoruz. Hukukun içinde kalarak mücadele verilecektir. Hukukun dışına asla ve asla çıkmak yok. OHAL ilan edildi evet ama garip bir durum yok. Şu ana kadar bir zorlama yok, meydanlar eskisinden daha özgür. Şahadete ulaşan insanlarımız, canlarımız, meslektaşlarımız, vatandaşlarımız, askeriyenin içerisindeki yiğitler var. Şanlı direnişi aslanlar gibi karşılayan, hainlere karşı namluyu çevirten Türk Silahlı Kuvvetlerin kahraman bireyleri var. Onları da alkışlamak lazım. Millet bugün içindeki hainleri temizliyor. Bunları söylerken Türk silahlı kuvvetlerine dil uzatmak rehavetin en büyüğüdür. Hainler vardır ama Türk silahlı kuvvetleri dimdik ayakta durmuştur. İnadına hukuk, inadına mesleğe, bayrağa sadakat demişlerdir. Tabi bu hainlerle Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını ayırt etmek lazım. Bu topyekun bir direnişti. Milli bir direnişti. Ama şu var. Bu yapı mazide örneği olmayan sofistike, niteliği farklı, masonik ve mosadik algıyla hareket eden, eli kanlı silahlı terör örgütüdür. Tamamen gizli servis, hücre yapılandırması. Yatayıyla, dikeyiyle, ortasıyla. Evdeyken siz İslam diyeceksiniz, diğer tarafta eşiniz yokken bir sürü adamı evinize alıp Oradan Türk bayrağını indirmek için gizli toplantılar yapacaksınız. Ne demek bu ? Hani aile mahremiyeti, hani İslam terbiyesi. Bu iş konuşarak değil de icraatla oluyor. Devletin hukuku ve bu milletin birliği beraberliği ile olacak. Konya’ya ilk geldiğimizde şunu söyledik; Konya ‘nın bugünü dünden, yarını bugünden daha huzurlu olacak. Halk ile beraber, milletle beraber, gönül gönüle, el ele vererek böyle güzel bir iletişimle bu işi sürdürüyoruz. Mevlam utandırmasın dua bekliyoruz Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

One comment

Add comment

40 − 37 =