Sümer Ezgü Sanat Akademisi

Sıcacık Bir Yuva’ya adım atmanın heyecanını yaşayacaksınız

Sümer Ezgü Sanat Akademisi

Sümer Ezgü Sanat Akademisi

Bahçe kapısından içeri adımınızı attığınızda enerjiniz tamamen değişiyor. Büyülü bir dünyadasınız sanki… Çocuk seslerinin müzik seslerine karıştığı rengarenk bir dünya. Sanatla sevginin iç içe harmanlandığı bu mekanın ismi Sümer Ezgü Sanat Akademisi. 35 yıllık sanat hayatına adımını attığı andan itibaren hep yeniliklerle karşımıza çıkan sanatçı Sümer Ezgü ile enerji dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Hem Türk Halk Müziğine ve sanata bu denli gönül vermiş olan ünlü sanatçının hayatını hem Antalya’da açmış olduğu müzik ve sanat okulunu hem de gerçekleştirmeyi planladığı projelerini siz okurlarımız için detaylarıyla konuştuk. 

 

Sıcacık Bir Yuva’ya adım atmanın
heyecanını yaşayacaksınız

Sümer Ezgü
Sanat Akademisi

Sümer Ezgü’yü Sümer Ezgü’den dinleyebilir miyiz?
Elbette. Burdur doğumluyum. Baba tarafım Trabzonlu. Rahmetli babam öğretmendi. Bucakta görev yaptığı için çocukluğum Bucak’ta geçti. Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi mezunuyum. Aslında hentbolcuyum. Fakat küçüklüğümden beri hep müzik vardı hayatımda. Bir insan bir işe meraklıysa o işi kapıdan kovsanız bacadan girer. Müzik de bende böyleydi işte. İlkokulda melodika ve mandolinle başladım müziğe. Daha sonra resim öğretmenim Cahit Anık bana bağlama öğretti. Bu arada biz 2 sene babamın görevi nedeniyle Batı Trakya’da Gümülcine şehrinde yaşadık. Orada nota dersleri aldım ve Türkiye’ye dönünce de bağlama çalmaya başladım. Sonrasında akademiyi kazandım ve Ankara’ya gittim. Akademiyi bitirdiğim yıllarda da TRT’nin açtığı sınavlara girdim. Bir yıl kadar çeşitli konularda çok ciddi eğitimlerden ve sınavlardan geçtik ve ben ses sanatçısı olarak birincilikle TRT’ye girdim. 15 sene çalıştım. Daha sonra istifa ettim ve dışarıda kendi projelerimi hayata geçirme kararı aldım. Ses sanatçılığının yanında TV programcılığı yaptım. Ankara Rüzgarı ile başladık. Nazar Değmesin, Halkalı Şeker, Anadolu’dan Geldik gibi çeşitli kanallarda programlar yaptık. Derlemeler, besteler, konserler derken müzik hayatımda 35 seneyi tamamladım.

Antalya yaşamınızdan ve Antalya’da hayata geçirdiğiniz projelerinizden bahseder misiniz?
5 yıldır Antalya’da yaşıyorum. Antalya’ya yerleştikten sonra 3 albüm yaptım. Bir tanesi oğlum Ozan ve arkadaşları ile yaptığım ‘Sümer Ezgü ile Süper Çocuklar’ albümü. Çocukların türkülere, kendi kültürüne yaklaşması için yapılan bir çalışmadır bu. Rock alt yapı ile. Çünkü çocuklar seviyor ritmi. Rock alt yapı üzerinde cura, sipsi, zurna gibi kendi sazlarımızın olduğu tekerlemesi olan türküler bunlar. “Tin tin tini mini hanım, hopa şina şinanay, leblebi koydum tasa, horozumu kaçırdılar” gibi türkülerde onlarla düetler yaptım. Çocukları İstanbul’da Marşandiz Müzik Stüdyosu’na götürerek basın-tanıtım galası yaptım. Gülben Ergen’in ve Saba Tümer’in programlarına götürdüm. Çocuklar tabii inanamıyorlar. Çok mutlular. TV Programları nasıl yapılıyor bunları öğrendiler. Müziğin içine girdiler. Ve şimdi onu Milli Eğitim Bakanlığı da anaokulu ve ilkokul çocukları için tavsiye etti ve okullarda da güzel etkinlikler yapıyoruz.

İkincisi de gençler ve buradaki turistik oteller için yaptığım bir remix çalışmadır. David Guetta, Martin Garrix gibi elektronik müzik yapan isimler gençlerimiz tarafından çok dinleniyor. Ben de bu altyapıyla bizim yöremizin müziklerini birleştirdim. ‘Electo Türkü House’ adında bir remix albüm çalışması yaptım. Genelde arabalarda ebeveynlerle çocukların tartışmaları olur. Türkülerimiz çaldığı zaman çoğunlukla radyo kapattırılır. Bu albüm bana göre o sorunu çözen bir albüm. Babalar burada türküleri dinliyor, çocuklar da altındaki elektro müziği, ritmi dinliyor ve ayrıca türkülerimize yani kendi kültürümüze de aşina oluyorlar. İster istemez türkülere bir yaklaşımları oluyor. Gençlere yönelik bir çalışma bu ve ilerde daha iyi anlaşılacak bu emeğin çabası.

Üçüncüsü de ‘Hakiki Angara Havaları’. Ben 20 sene Ankara’da yaşadım. Ankara Kulübü ile gerçek Ankara türkülerini okuyan ustalarla sürekli iç içeyim. Ankara Radyosu’nda zaten Ankara kökenli sanatçılarla, saz ustalarıyla iç içeydik. Yani o kültürü tanıyorum. Ama bu tamamen pavyon kültürüydü ve gerçek Ankara kültürü bu değildi. Ben de bunun üzerine “Bunlar pavyon kültürü, gerçek Ankara kültürü bu değildir” diyerek gerçek Ankara havalarını gençlere hatırlatma gereği duydum. Çünkü yeni doğan çocuklar bu kültürle doğuyor ve doğruyu bu zannediyorlar. Bu yüzden bu albümün adını da Hakiki Angara Havaları koyduk. Hüdayda türküsünün klibini de Ankara Hamamönü’nde çektim. Ankara Klübü ve halkla iç içe yapılan bir çalışmadır. İkinci türkünün klibini de Burdur Gölü’nde yaptım. “Su Gelir Güldür Güldür”. Özellikle Burdur Gölü dikeyde 17 m. çekildi ve 10 yıl sonra bu gidişle kuruyacak. Göz göre göre bir doğa faciası yaşanıyor. Bunu ön plana çıkarmak için özellikle albümdeki Su Gelir Güldür Güldür türküsünü seçtik ve Antalya’dan Harley Davidson Klübü ve Burdur Motor Klübü destek verdi. Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz klipte oynadı ve destek verdi. Yani bu, top yekun bir doğa çabasının çalışmasıdır. Yakın bir sürede yayınlanmaya başlar. Eski ustaların hormonsuz, gerçek kökleri toprakta olan Ankara türkülerinden, özellikle de hareketli olanları seçerek bu albümü yaptım.

Sanat Akademisi’ni açma fikri nasıl oluştu. Bu projeyi nasıl gerçekleştirdiniz?
Bana hep ‘bir okul aç’ denir. Ankara’da da İstanbul’da da çok söyleyenler oldu. Fakat benim hep yapacak işlerim vardı. İstanbul’da hayat çok yoğun olduğu için enerjimi bu yöne aktaramadım. Ama Antalya’ya gelince yaşam konforumuz daha da arttı. Zamanı daha iyi değerlendirebiliyoruz burada. Hayatımız yollarda geçmiyor. Dolayısıyla kendimize daha sistemli zaman ayırabiliyoruz. Hem sanatsal projelerime hem de kendi yaşam projelerime daha fazla zaman ayırabiliyorum.

Bu arada da müzikle ilgili bir okul açmak istedik ve karar verdik. Çünkü kültür ve sanatla ilişkisi olan yeni nesillere, temiz sayfalara ihtiyaç var Türkiye’de. Bakın 15 Temmuz’u yaşadık. Kirletilmiş çocuklar insanlar yetiştirildi ki bu ülkede, nerelere geldik. Yani güzel, ülkesine bağlı, kültürle ve sanatla ilgisi olan temiz nesillere ihtiyaç var. Bende buna bir katkı sağlıyorum. Güzel insanlar yetişsin istiyorum. Çünkü müzik, dans, kültür ve sanatla ilgisi olan insanlar siyasette de daha yumuşak üsluplu ve daha kolay çözümler üreten, daha kolay anlaşabilen insanlar olarak yetişecekler. Yani müzik, sanat sonuçta barış demektir, güzellikler demektir, mutluluk demektir. Yaşama renk demektir. Ruhları temiz ve güzel olan insanlar güzel işler yaparlar. Güzel insanlar yetiştirebilmek adına da böyle bir okulu faaliyete geçirdik.

Sümer Ezgü Sanat Akademisi’nde çocukların seçeceği dallar nasıl belirleniyor? Bunu belirlemek için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Sanat Akademisi olarak biz, Antalya’da kulak taraması yapıyoruz. Nasıl İl Sağlık Müdürlüğü sağlık taraması yapıyor, bizde bunu yapıyoruz. Kreşler, okullar geliyor buraya. Teker teker kulak duyumlarına bakıyoruz çocukların. Hangi enstrümana daha uyumlular? Halk danslarına mı, baleye mi, jimnastiğe mi daha yatkınlar? Gitar çaldırıyoruz, piyano çaldırıyoruz. Parmak yapılarına bakıyoruz. Çünkü aileler de bir şekilde sosyal etkinliklere, müzik çalışmalarına falan göndermek istiyorlar ama ne yapacakları konusunda tereddüt yaşıyorlar. Biz de çocuklar için hangi dalın uygun olduğunu çözümleyip ailelerine rapor yazarak gönderiyoruz.

Peki, Sümer Ezgü Sanat Akademisi niçin tercih edilmeli? Ne gibi imkanlar sunuluyor bu okulda öğrencilere Sümer Bey?
Sümer Ezgü Sanat Akademisi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir sanat kurumudur. Hak kazanan öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığı Usta Öğretici Sertifikası veriyoruz. Ayrıca Londra Müzik Akademisi’ne bağlıyız ve oraya ait bir sertifika da veriyoruz. Buradan mezun olan öğrenciler sertifikalarını almaya hak kazanırlarsa kendileri de eğitimci olabiliyorlar ve çeşitli yerlerde ders verebiliyorlar. Onun dışında London Collage sertifikasını alanlar Müzik Lisesi denkliğini kazanmış oluyorlar ve Batı Londra Üniversitesi’nin Müzik Bölümü’ne sınavsız geçiyorlar. Ayrıca yurtdışında diğer üniversitelerde de burs imkanı sağlanıyor. Çünkü oralarda sadece matematik, fizik olarak bakmıyorlar. İnsanın hobileri, sanata ve kültüre olan ilgisi ve yeteneklerine bakıyorlar. İnsanların gelişimine daha farklı bakıyorlar ve yavaş yavaş bizde de başladı bu tutum. TEOG sınavlarında kültür ve sanat etkinliklerine katılanlar ve başarılı olanlara, dereceye girenlere imkan tanınmaya başlandı ülkemizde de.

Ayrıca, sanat ve kültür bizi daha çok insanlaştırıyor. Toplumla bağlarımızı arttırıyor ve bizi daha sosyal yapıyor. Akademik başarısı çok yüksek olan herkes yaşamda başarılı olmayabilir. Sosyal başarıları düşük olabilir. Mesela benim akademik başarım çok yüksek değildi. Daha çok resim, müzik ve beden eğitimi derslerine ilgim vardı. Diğerlerinde ne kadar başarılı olsam da ilgim hep bu yönde oldu. Fakat sosyal başarım, akademik başarısı benden çok yüksek arkadaşlarımdan daha yüksek oldu. İnsan ilişkilerim gelişti. Kendimi sanat kanalıyla ifade etmeye başladım. Zaten insana sanat dallarının en büyük katkısı budur. Dolayısıyla okulumuzun da bu katkısı var.

Öğrencilerinizin yaş aralığı nedir? Bir yaş sınırı var mı? Hangi dersleri alabiliyorlar Sümer Ezgü Sanat Akademisi öğrencileri?
Sümer Ezgü Sanat Akademisi’nde 3 buçuk yaşından 70 yaşına kadar öğrencilerimiz var. Herhangi bir yaş sınırlamamız yok. Sanata gönül veren herkese bu okulun kapıları açık. Öğrencilerimiz piyano öğreniyorlar, cura çalıyorlar, kabak kemane, keman, klarnet, bale, halk dansları, modern dans, jimnastik, nota-solfej dersleri alabiliyorlar. Bunun yanı sıra sayamadığım birçok sanat dalı daha var. Güzel Sanatlar Liselerine, Konservatuvarlara hazırlık çalışmaları yapılıyor. Hatta bahçeye geçtiğim zaman çok mutlu oluyorum. Odanın birinden bağlama sesi geliyor, diğerinden piyano sesi, alt odalardan bale öğretmeninin talimatları geliyor. Çok hoş bir duygu. Dolayısıyla yaptığımız işin gerçekten işe yaradığını görüyoruz. İnsan yetiştiren bir kurum burası aslında. Kısacası bir sanat yuvası.

Biraz da çalışanlardan bahsetmek istiyorum müsaadenizle. Çok güzel bir enerji var okulda. Eğitimcilerinizden de bahseder misiniz biraz?
Kardeşim Taner’i tanıtayım önce. Aslında ziraat mühendisi ama halk oyunlarına çok emek verdi. Diyebilirim ki Antalya’da hocaların hocası. Derece alan tüm grupları çalıştıran hoca Taner Ezgü’dür. Bizim yöremiz hiç bilinmiyorken Ankara’da ve diğer illerde 1982 yılında birlikte tanıttık. Burdur yöresini, Burdur ilinin dışında ilk biz oynadık, oynattık ve öğrettik. Dereceleri aldıktan sonra yörenin kültürü popüler olmaya başladı. Taner Ezgü Akdeniz Üniversitesi ile dünya birincisi oldu. Liselerde, ilkokullarda birçok derece aldı. Sümer Ezgü Sanat Akademisi’nin müdürü ve Halk Oyunları Bölüm Sorumlusu. Aynı zamanda Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürelsan Konservatuvarı’nın da Halk Oyunları Bölüm Başkanlığı’nı yapıyor.

Eğitim Koordinatörümüz Mehlika Ezanoğlu. Bir çok eğitim kurumunda büyük başarılara imza atan bir eğitimcimiz. Aynı zamanda benim Akademi’den arkadaşım. Tiyatro hocamız eşim Gülay Ezgü, spikerlik ve diksiyon kursu veren hocamız Rüştü Erata. Ve bunların yanı sıra Akdeniz Üniversitesi kadrosundan ve Antalya Operası’ndan ismini sayamadığım çok değerli sanatçılardan oluşan kaliteli bir eğitim kadromuz var.

Sümer Ezgü Sanat Akademisi’ni diğer sanat okullarından ayıran bir fark var mı?
Sanat okullarında arkadaşlarıma soruyorum. “Hangi dersler var?” diye. Keman, piyano, bale olduğunu söylüyorlar. Bizden bir şeyler olup olmadığını sorduğumda talep olmadığını, talep olsa da hoca bulamadıklarını söylüyorlar. Doğru olmadığını düşünüyorum. Talep de var, hocası da var. Türkiye’de şöyle bir sorun var. Müzik öğretmeni yetiştiren okullarda kendi öz müziğimiz yeterince öğretilmedi. Bu okullara girerken bu alanı bilerek gelen öğrencileri bile bildiklerini unutturarak mezun ettiler. Konservatuvarlarımızda da aynı şeyler oldu. Kendi müziğimizi aralara sıkıştırarak öğrettiler. Bu yüzden yetersiz bir yetişme oldu. Herkes iyi olduğu alanda çalışma yapar. Ben 35 yıllık meslek yaşamımda bu eksiği derinden hissettim ve şu an bizim Sümer Ezgü Sanat Akademisi’nin kapısından içeriye girdiğiniz an dil, din, ırk ve müzik ayrımı yoktur. Burada batı müziğinin eğitimi de var, halk müziğimizin eğitimi de var, klasik Türk müziğimizin eğitimi de var. Modern dans eğitimi ve halk danslarımızın da eğitimi var ve hepsi de aynı değerde. Biz böyle bakıyoruz.

İnteraktif Müzik Dersleri ile ilgili talepler alıyorsunuz. Bunu açabilir misiniz?
Elbette. İnteraktif müzik dersleri yapıyoruz. Okullar bunu toptan satın alıyorlar. Salonlara topluyorlar çocukları ve orada interaktif müzik dersleri yapıyoruz. Sümer Ezgü ile Süper Çocuklar albümünü çocuklar alıyor. Daha sonrasında beni okula davet ediyorlar. Okulun müsamere salonunda toplanıyoruz. Orada hoş vakit geçirme adı altında -sohbet, şov- müzik dersi yapıyoruz. Alkışlarla, çeşitli ritimlerle… Farklı ritimleri, bildiğimiz ama tanımlayamadığımız ritimleri müziklerle birbirine bağlıyoruz. Anadolu ritimlerini çalıyoruz, onları türkülere bağlıyoruz. Daha sonrasında albümdeki şarkılar çalmaya başlıyor. Tüm çocuklar dans etmeye başlıyor ve unutamayacakları bir gün yaşamış oluyorlar. Her şey den önce müzikle dolu bir gün yaşıyorlar. Onlara çok şey kazandırdığını düşünüyorum. En azından bir farkındalık oluşuyor. Müziğe bir yakınlık oluşuyor ve bu anlamda çocuğun yolu açılıyor.

Sanat Akademisi kapsamında interaktif müzik dersleri haricinde talep aldığınız farklı bir alan oldu mu?
Ev hanımlarından bize talep geldi. Biçki-dikiş gibi alanlara el atarsanız seviniriz dediler. Biz de uygulamaya başladık. Hafta sonları burada yeni bir çalışma başlattık.”Kumaşını al gel!” diyoruz. Ders bitimi sonrasında bayanlar dikmek istedikleri tasarımı tamamlamış olarak gidiyorlar. Evde pasif olarak oturmaya mahkum edilmiş olan kadınlarımıza bir üretim imkanı sunuyoruz. Evlendirme programları, yarışma programları gibi gereksiz zaman tüketen programlara mahkum bırakılıyorlar. Yani üretken bir dünya sunulmuyor. Bu yüzden burada hem bir şeyler üretmenin verdiği mutluluğu yaşıyorlar hem de ucuz bir giyim elde etmiş oluyorlar. Bundan para da kazanabilme imkanları da doğuyor tabiî ki. Bunun yanı sıra okullardan talep geliyor. Bizimle birlikte çalışmak istiyorlar. Gerek halk oyunları, gerek müzik çalışmalarını bizimle yapmak istiyorlar. Bu tür hizmetler de veriyoruz.

Ben Senfoni Orkestrasıyla birlikte gerçekleştirmiş olduğunuz bir projeden bahsetmek istiyorum. İlgi gören ve ses getiren bir projeydi. Bize anlatır mısınız bu projeyi?
Aşağı yukarı 50 kişilik bir topluluk. İçinde bizim otantik halk sazlarımız –davul, zurna, sipsi, kabak kemane, kaval, bağlama- ve onun dışında opera orkestrası yaylı grubu ve operanın nefeslileri, vokallerden ve halk danslarından oluşan bir topluluk. Tamamen Antalyalı müzisyenlerden oluşan bir Antalya Projesi. Hem Antalya markasını yukarı çıkaracak bir çalışma hem de yurtdışında Türkiye’yi temsil edecek bir proje. Türkiye’nin çeşitli kültür-sanat festivallerine girebilecek hem etnik hem de çok sesli ama çok seslilikte dayanağını Anadolu enstrümanlarının bünyesinde olan ozanların yüz yıllar boyu doğaçlama çaldığı, bastığı seslerden yola çıkarak. Batıdaki çok sesliliği kopyalayıp buraya yapıştırmıyoruz. Kendi yapısına uygun bir armoniyle bunu yapıyoruz. Çok güzel bir çalışma oldu. İki konser verdik. Bir tanesi 2. Yörük ve Türkmen Şenliği’nin açılış konseri. Diğeri de 53. Uluslararası Antalya Film Festivali etkinlikleri kapsamında verdiğimiz konserdi. İki konserimiz de çok beğeni aldı. Farklı bir çalışma çünkü. Önü açık bir proje bu. Ayrıca düzenlemeleri yaparken dikkat ettiğimiz bir konu; yörenin birçok türküsü oyunlu ve eğer ki yörenin insanları icra edilen türkülere oynayabiliyorsa başarılıdır bu yapılan düzenleme. Yoksa Türkiye’de bu tarz çalışmalar çok yapıldı ve çoğunlukla da başarısız oldu. Çünkü aslıyla uymadı. Bir kere bizim öz enstrümanlarımız ile değil tamamen batı enstrümanlarıyla çalındığı için insanlara sıcak gelmedi. Oysa bizim öz sazlarımızı onların içine koyduğumuz zaman durum hemen değişiyor.

Sizin yeni projeleriniz var mı?
Evet var. Ulusal bir kanalda çocuklara özel TV Programı yapmayı planlıyorum. Çünkü Barış Manço’dan sonra çocuklara hitap edecek donanımlı ve kaliteli bir program gerçekleşmedi. Çocuklar maalesef ya büyüklerin izlediği kirlenmiş TV programlarının reyting dünyasında kaybolup gidiyorlar ya da bilgisayarlarda oyunlara mahkumlar. Hem içi dolu, hem eğlenceli hem de çocukların yeteneklerini sergileyebilecekleri bir çocuk programı yapacağım. Bunu da Antalya’da yapmak istiyorum.

Peki niçin Antalya?
İstanbul’da ister istemez reyting kirliliği içinde kayboluyorsunuz. Burası bir Anadolu kenti. Mesela köy çocuklarını alıyorum ve konserlerimde sahneye çıkarıyorum. Çünkü onların temiz dünyasını oradan yansıtmak, büyüteç koymak istiyorum. Bu yüzden bu çocuk programının bir Anadolu kentinden yapılıp da ulusalda yayınlanmasını istiyorum. “Bakın yaşamda başka pencereler de var!” demek istiyorum.

Diğer hayata geçirmek istediğim proje de 23 Nisan’a özel. Vali Bey ve Milli Eğitim Müdürü ile görüştüm. Bir stadyum çocuğa barışın ritmini çaldırmak istiyorum. 20 bin-30 bin çocuğa konser vereceğiz ve tespit ettiğimiz bir ritim aletiyle; savaşlar ve kan gölü içinde olan dünyaya çocukların ağzından Atatürk’ün geleceği çocuklara emanet ettiği 23 Nisan’da barışın ritmini çaldıracağım. Çocuk grupları kurmak istiyorum, yetişkinlerden oluşan korolar kurmak istiyorum. Anadolu Müzikali yok mesela. Büyük bir eksik ve bu eksiği ben tamamlamak istiyorum. Ayrıca da bir cura topluluğu kurmak istiyorum çocuklardan. Antalya’da sanata dair güzel şeyler yapmayı planlıyorum.

Add comment

16 − 8 =