Engin ÇAĞLAR

Sanatçı

Sanatçı Engin ÇAĞLAR

Sanatçı Engin ÇAĞLAR

O sadece bir jön değil, aynı zamanda entelektüel, metevazı, beyefendi bir sanat insanı. Öksüz filmiyle adım attığı Yeşilçam’da onlarca filmde rol alırken hepimizin beynine televizyon karşısında geçirdiğimiz keyifli saatleri, yakışıklı bir o kadar da romantik jön kavramını kazıdı. Bugün yine sinema için uğraşan Engin Çağlar’la röportajımız aşağıda…

Biz kalplere girdik

Sanatçı olmak sizin de çocukluk hayaliniz miydi?
Bizim dönemimizde sanat çeşitli dallarda değildi. Gazinolar, sahneler vardı. Ses eğitimi, sahne eğitimi almak lazımdı. Dünyada da sinema çok önemlidir. Meşhur olmanın en büyük yolu çalışmak ve Türk halkının kalbine girmektir.

Meşhur olmak nasıl bir duygu?
Her yerde kapılar açılır. Ben Büyük Millet Meclisi’ne de girdim. Kapıdan girerken büyük bir ilgiyle karşılandım. Belirli yerlere girerken giriş kartı almanız gerekiyor. Ben hiç onlarla uğraşmadan merhaba diyerek içeriye giriyorum. İnsanlar her yerde sevgi gösteriyorlar. Bizim dönemimiz insanların kalbine o kadar güzel yerleşmiş ki sinema tarihe geçiyor. O tarihte yer almış insanlar Türk insanının kalbine yer etmiş.

Dizi oyuncuları da aynı şekilde mi?
Son zamanlarda diziye yönelik bir gelişme var. Herkes dizilerde yer alıp çok para kazanmak, daire, araba almak, sınıf atlamak istiyor. Ama sinema ile dizinin etkileri farklı. İkisi de farksız gibi gözüküyor. Bir mekânda kameralar, ışıklar var, bir hikâyeyi canlandırıyorsunuz. Dizide meşhur olanlar 13 bölüm yapıyorlar sonra bitiyor. Bittikten 2 sene sonra diziler çöp oluyor. Film oyuncusu her zaman kalıcıdır.

Çok sayıda dizide de rol aldınız. Bu düşünceye o zaman mı vardınız?
Benim 74 kadar filmim var. Çok sayıda dizide de oynadım. 2011 senesinde Antalya’da Altın Portakal film Festivali’nde onur ödülü bana verildi. Dediler ki; Onur ödülü alanların bir de kitabı çıkıyor. “Kim yazacak?” dedim. Senin arşivin fotoğrafların var. Okuma yazman da var kitabı kendin yaz dediler. Türk Sineması’nda film festivalinde kendi kitabını kendi yazan tek oyuncu benim. Filmlerden bütün afişler, fotoğraflar, belgeler var. Hepsini saklamışım. Fakat oynadığım dizilerin çoğundan elimde hiçbir şey yok.

Ses mecmuasının yarışmasında derece alarak bu hayata başladınız. Bu başlangıç nasıl oldu?
Ses Mecmuası bizim dönemimizin en önemli mecmularından biri. 1960 senelerinde başlıyor. Ses ve Hayat var. Hayat mecmuası daha çok politik, seyahat, hatıra içeriklerini yapan, Ses Mecmuası da sanat, sinema içerikleri yapan yayınlardı. O zamanlar tek eğlence sinema. Bakıyorlar ki sinemada çok talep var. Ses mecmuası yarışma yapıyordu. Ses Mecmuası hep renkli, hep çarpıcıydı. Piyasada üst düzeye geldi.

Peki, sizi kim yönlendirdi? Ailenizin yönlendirmesi oldu mu?
Kendim istiyordum. Ailem istemedi. Hiçbir aile çocuğunun sinemacı olmasını istemez. Benim annem babam öğretmendi. Robert Koleji imtihanını kazandım, orada okudum. O zamanlar da en pahalı ve okuması en zor okuldu.

Bu yarışmada birincilik kazanınca ailenizin tepkisi ne oldu?
En başta annem hiç istemedi. Ben kolejden sonra bir de okumak için Almanya’ya gitmiştim. Orada okuma hakkı kazanmak zordu. Ben o imtihanı da kazanarak gittim. Almanya’da 4 sene kaldım, iç mimari okudum.

Ünlü olmak sizi hiç depresyona sokmadı mı?
Ben çok keyif aldım. Bunu karşı tarafa da yansıtırım. Son zamanlar sinemayla ilgili çok çalıştım. Antalya’da çıkıp bir konuşma yaptım. Bunun üzerine tüm belediyeler ve üniversiteler sinemada konuşmacı olmam için beni davet etti. Bu da yoğun bir tempo getirdi.

FİLMSAN Vakfı’nın öncelikli amacı nedir?
FİLMSAN 1975 senesinde kuruldu. Ben de 1975 senesinden beri üyesiyim. Suzan Yakar Rutkay o dönemin gazinoların assolistiydi. 1948 senesinde eşi Fuat Rutkay ile birlikte burayı film bürosu olarak kurmuşlar. Yeşilçam Sokak meşhur. Fuat bey ölünce Suzan Hanım kendi başına yönetmiş. 3 kat montaj salonu, büro, pazarlama satış yeri. FİLMSAN vakfı 1975’te kurulduğu zaman sinemada çalışan oyuncu, yönetmen, ışıkçı, makyöz herkesin emekli olmak dahil hakkını korumak için kanun çıkarttırmış. Emekli hakkı olanlar FİLMSAN Vakfı’ndan sanatçı olarak emekli oluyorlar. Kısaca sanatçı haklarını korumak diyebiliriz.

Şu anda yürüttüğünüz proje var mı?
Müzikle uğraşanlara da hizmet veriyoruz. Şarkıcılar, enstrümancılar var. Bunlar yurtdışına giderken bizden evrak alıyorlar. Vize kolaylığı getiriliyor. Yurtdışında böyle değil. Daha konsolosluğa girerken sanatçı evrakımız var. FİLMSAN Vakfı’nın sanatçı kimliği var onu görünce kolaylık yapıyorlar.

Türkiye’de sanatçıya verilen değer nedir?
Bildiğiniz gibi. Bin 400 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyoruz.

Başbakan olsaydınız karşımızda nasıl bir profil görürdük?
Benim siyasi merakım çok yok. Hayatımda hiçbir partiye üye olmadım. Çünkü sanatçının yeri ayrı. Biz istediğimiz yerde istediğimiz şeyi söylüyoruz. Herkes bizi seviyor. Yüzde 40 üstüne oy da alsanız bir de karşı taraf var. Hakaret edebilirler. Biz yüzde yüz sevgi görüyoruz. Onun için ben politikayı düşünmedim.

Sanatçının şu an yaşadığı en büyük sıkıntı nedir?
Bizim en büyük sıkıntımız telif hakkımızın olmaması. Filmimiz var ama oyuncuya hiçbir getirisi yok. Sanatçı hangi filmde oynarsa oynasın belli bir telif alması lazım. Telif alamadığımız için birçok arkadaşımız hak ettiği hayatın altında yaşıyor.

Add comment

× 9 = 54