Ali AKKAYA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avukatı ve Afyon Milletvekili

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avukatı ve Afyon Milletvekili Ali AKKAYA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avukatı ve Afyon Milletvekili Ali AKKAYA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avukatı ve Afyon Milletvekili Ali Akkaya; Böcek,  Balyoz , Ergenekon davalarından 15 Temmuz kalkışmasına kadar pek çok konuyu hukukçu gözüyle değerlendirdi.

Plan 2007’de başladı

 

Öncelikli olarak Afyon Milletvekilisiniz ama aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da avukatı olarak uzun zamandır görev yapıyorsunuz. Özellikle bu süreçte hangi görev daha zor?
Cumhurbaşkanımızla 2003 yılından itibaren Çankaya İlçe Başkanı olarak çalışmaya başladım. 2007 yılında milletvekili adayı oldum. 2011’den itibaren de avukatı, hukuk müşaviri olarak çalışmaya devam ediyorum. En çok gayret sarf ettiğimiz iş ve süreç Böcek davasıydı. Kamuoyunca Böcek davası olarak bilinen; Erdoğan’ın o zamanki Başbakanlık koruma polisleri, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki koruma polisleri tarafından dinlenmesini kapsıyordu. O tarihte Fetö devlette çok etkindi. Bu işi yürütecek Emniyet güçleri ile ilgili birimlerin çok önemli bir kısmı Fetö’nün yöneticileriydi. Daha sonra tamamı meslekten ihraç edildi. Hapse atıldı. Yargı camiasındakilerin hemen hemen hepsi Fetö’deydi. Soruşturma yapmakta çok zorlanılıyordu. Adeta samanlıkta iğne ararcasına çalıştık. Çünkü bütün deliller yok edilmiş, saklanmış, gizlenmiş bir haldeydi. İşte bunları bulup ortaya koyduğumuzda devletin en üst yöneticilerini, Cumhurbaşkanını, Başbakanı korumakla görevli kişilerin korumakla görevli olduğu devlet yöneticilerini dinlediğini ve bunu soruşturmakla görevli olan diğer görevlilerin de bu soruşturmaları gizleyerek, saklayarak, yok ederek, yanlış yönlendirdiğini gördük.

Ben milletvekili olmadan önce de böcek davası duruşmasına girmiştim. Karar celsesi hariç hepsinde bulundum. Önce mahkeme bu kişilerin usulsüz dinleme yaptığını tespit etti ama fiilde farklı bir ceza öngördü. Daha sonra Yargıtay bozdu. Şimdi de o süreç yürüyor. O zaman ben bu Haşhaşi terör örgütünün ülkede neler yapabileceğini algıladım. Felaketi o zaman gördük.

15 Temmuz öncesinde adli yapılanma içerisinde sıradan insanlar da mağduriyet yaşadı mı?
Tabi bu örgüt kafasına birini koyduğu an onu her şeyiyle yok ediyordu. Bunlarla ilgili biz 3.yargı paketi içinde özel yetkili mahkemeler kapatıldı. Aslında Cumhurbaşkanımız Erdoğan İlker Başbuğ Bey’in ve öncesi Ahmet Şık ile Nedim Şener’in tutuklanmasıyla ilgili olarak bu işin yanlış olduğunu söyledi. İşte o süreçleri gördüğümüzde bu örgütün 2 karakterli insanlar yetiştirdiğini gördük. Bu insanların bir karakterinin normal, mülayim insanlar olduğunu, ama esas itibariyle beyinleri uyuşuk, adeta beyinlerine bir elektronik cip yerleştirilmiş, merkezden talimat geldiği an annesini, babasını bile tanımayan birer robot katillere dönüştüğünü gördük. Ülkenin lideri olan Tayyip Erdoğan’ı yok etmek üzere kurguladığı çok uzun vadeli bir planın bir parçası. Bence 2007 yılı Cumhurbaşkanı seçimiyle başladı. 2008’de Başbakanlık koruma polislerinin değişmesiyle devam etti. Aynı zamanda 2007’de Ergenekon süreci başladı. Şuna da inanıyorum; Hem Ergenekon, hem Balyoz özü itibariyle var ve bir terör örgütü. Balyoz da mutlak bir darbe. Fetö ilk başta burada doğru bir süreçle başladı ama belirli bir sürecin içinde masum insanları da bu havuza atıp kendi terör örgütüne alan genişletmeye çalıştı. Olayın raydan çıkmasıyla birlikte yol değiştirdi.
Fetö ortaya çıkınca bunlar masumlaşmadı mı demek istiyorsunuz?

Asla asla masumlaşmadı. Yani Fetö ne kadar terör örgütüyse diğerleri de darbeci teröristlerdir.

Peki, bunların da bir Fetö bağlantısı var mı?
Şöyle orda ki; mesele şu Fetö kendisine alan açmak için suçsuz, masum insanları kendilerine rakip gördükleri için Ek- a, Ek- b diye listeler oluşturarak oraya eklediler. Yargıladılar mahkûm ettiler. Aslında oradaki yargılananların pek çoğunun suçu günahı yok. Masum insanlar. Onlar Fetö kurbanı oldular. Ama bu onların yok olduğu anlamına gelmiyor. Üst düzey yöneticilerin bu darbe planını yaptığına o gün inandığım gibi bugün de inanıyorum. Bekleyeceğiz göreceğiz. Bir gün bunların da mutlaka gün yüzüne çıkacağına inanıyorum. Yani Fetö’nün ne kadar hain bir terör örgütü olduğunu söylüyorsak diğerlerinin de aynı şekilde bir terör örgütü olduğunu söylüyoruz. Ama bu işi yapanlarla sınırlı. Yani yargılananlarla değil. Çünkü yargılanan çok fazla masum insanlar vardır. O süreçte de birçok masum insanlarla görüştüm, konuştum. Haksız yere suçlandıklarını da biliyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davalarıyla ilgileniyorsunuz. Gerçekten Cumhurbaşkanı kendisine muhalif olan kişilere karşı tahammülsüz bir yapıya mı sahip?
Asla öyle bir şey söz konusu değil. Sayın Cumhurbaşkanımızla çalıştığım sürede açtığımız dava sayısı sınırlıdır. Cumhurbaşkanımıza açılan dava sayısı ise daha fazladır. Fetöcüler bir defada yaklaşık 500 dava açtılar. Bütün Türkiye’den. Hem de dedikleri şuydu; biz bu cemaatin üyesiyiz. Daha sonraki süreçte ‘üyesiyiz’ dedikleri için savcıların çağırması kolaylaştı. Sosyal medya orta çıktıktan sonra cumhurbaşkanımıza karşı inanılmaz küfürler vardı. Belki de bunların binde birinin davası oluyor.

Avrupa’yla kıyaslanınca nasıl?
Avrupa çok çifte standart uyguluyor. Avrupa kendisine karşı eleştiri az dozda yükseldiğinde sert tepkiler uyguluyor ama bizim gibi bir Müslüman ülkede hemen insan hakları, ifade hürriyeti, basın hürriyeti, özgürlükler, temel haklar vs. akıllarına geliyor. Mesela hatırlayın Hollanda’dan 14-15 yaşında bir çocuk Kanada’ya veya ABD’ye giden uçakta bomba ihbarı yaptı.Twitter IP adresini verdi, bir saat sonra çocuğu göz altına aldılar. Türkiye’de daha büyük provokasyonlar yapıyorlar hiçbirinin IP adreslerini vermiyorlar. Biz Sayın Cumhurbaşkanımıza ağır hakaretten dolayı erişimi engelleme kararları aldırdık, hiçbirisini uygulatamadık Vergi de vermiyorlar maliye bakanlığımız takip ediyor ve kararların hiçbirisini uygulatamadık. Dünyanın en büyük Twitter kullanıcılarından birisi Türkiye ama bizde resmi bir şubesi bile yok, muhataplığı yok.

Peki sosyal medyayla alakalı yaptırımlar konusunda bizim yasalarımız yeterli mi?
Yasamızın yeterli olduğundan şüphem yok. Ama burada yasadan daha ziyade teknolojik alt yapı daha önemlidir. Bununla baş etmek çok zor. Yani teknolojik alt yapınız onların sukunetik güven duvarlarını aşabilen ve sizin ülkenizde bir provokasyon yapıldığında, kişi hak ve hürriyetleri ihlal edildiğinde ona dur diyebilecek bir sistemin olması gerek. Mahkeme kararını sizin kendinizin uygulayacağı bir teknik alt yapıyı kurmadığınız müddetçe onlara bağımlı kalacaksınız. Türkiye’nin bu teknik altyapıyı muhakkak kurması gerekiyor. Türkiye bunun altından kalkacak güçtedir.

Türkiye’ye idam gelir mi? Eğer gelirse de ilk kim idam edilmeli?
O sorunun cevabı mümkün değil. Ben 3 suç açısından gelmeli diye düşünüyorum. Terör suçları, darbe suçları ve cinsel istismara dayalı öldürme suçları. Bu üç suç için idamın olmasını savunuyorum. Ama benim savunmam yeterli değil. Bu, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki ek protokollerden, 6 ve 13 protokollerden vazgeçmemiz şartına bağlı. Avrupa’yla ve Dünyayla ilişkilerimizin gerilmesi söz konusu. Türkiye bunun hesabını kitabını yaptığında bir karar verecektir.

Add comment

− 3 = 6