Metin KÜLÜNK

Ak Parti İstanbul Milletvekili

Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin KÜLÜNK

Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin KÜLÜNK

İstanbul’un “Ağabeyi”, Ak Parti’nin İstanbul Milletvekili Metin Külünk’le Üsküdar’daki ofisinde bir araya geldik. Masanın üzerinde onlarca not, çalışma dosyaları, bir yanda üst üste yığılmış kitaplar, hiç susmayan telefonlar, karşımızda duran siyah beyaz fotoğraflar ve tam da odanın atmosferine uygun kulağımıza gelen yanık türküler… Babacan bir ses tonu ve peş peşe verilen yanıtlar.. Metin Külünk’le röportajımız aşağıda…

İSLAM DÜŞÜNCESİ YENİDEN İNŞA EDİLMELİ

 

Rizeli ama İstanbul’da yetişmiş birisiniz. Rizeli ruhuyla birlikte konuşmanıza kadar İstanbulluluğu kendinize nasıl adapte ettiniz?
İstanbul bir kültür, bir yaşama biçimidir. Evet Rizeliyim. Temelimizi değerlerimizi buradan alıyorum. Ancak İstanbul çok yönlü bir dünyaya açılan kapı misali bizi sarmış durumda. Bu dünyaya bakış açımızı; geniş ölçekte İstanbul kazandırdı. Her yönüyle geliştiren, eğiten, öğreten bir dünyadır İstanbul. Pek çok şiire, hikayeye konu olmuş, sadece coğrafyamızın değil tüm dünyanın gözbebeği bir şehir. Manevi anlamda çok önemli bir yer. Peygamber Efendimizin duasına nail olmuş mübarek bir yer. Buranın bizlere kazandırdığı çok önemli değerler var. Bunların başında yaşama kültürü geliyor. İstanbul bir güçtür. Çok güçlü manevi bir kent. Evet; hepimiz Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelmiş olabiliriz ancak bu kentin hamuruyla yoğrulmuşuz, dertlenmişiz. İstanbul’un çok önemli bir özelliği var. İçinde yaşayan herkese bir vazife katıyor. Bizler bunu çoğu kez fark etmeyebiliriz ancak başka bir şehre gittiğimizde bunu anlamlandırabiliyoruz. Bu bizlere sahiplenme ve bir nevi direnme gücü kazandırıyor. Bu derece mübarek bir şehir burası. Bu birleşimi sağlamak benim için zor olmadı.

Bugün dünyada yaşananların esas kaynağını neye başlıyorsunuz?
“Dünya küresel bir hakimiyet mücadelesine sahne olmaktadır. Bu mücadelede küresel bazı güçler ulus devletleri teslim alıp parçalama, dönüştürerek kendi çıkarları için kullanmak istemektedirler.
Küresel sistemin efendileri ile uzlaşmayan ulus devletler, organizasyon ve kişiler saldırgan güç olarak ilan edilmekte, sistem dışı olarak suçlanmaktadır. Küresel sistemin sizi kendisine hedef kılıp saldırganca dövmeye kalkmamasının yolu ise onların istediklerini yapmaktan ve sözde meşruiyetlerini kabul etmekten geçmektedir.

Kotlardan birisi İsrail meşrutiyetidir. İsrail, küresel sisteme entegre olmanın meşrutiyet aracıdır. Son dönemde Ermeni soykırımı yalanı meselesine dikkat edin. Avrupa Birliği’yle siyaset yapabilmeniz için Ermeni soykırımı yalanını kabul etmek zorundasınız. Diğer bir boyutu eşcinsel evlilik üzerinden eşcinsel evliliklerin meşrulaştırılmasıdır. Hepsi Avrupa’da sıraya girmiş durumdalar. Peki ne yapmak istiyorlar? Diyorlar ki “ Sen dünya sisteminin bir parçası olmak istiyorsan bu kotları kabul edeceksin”. Yani sekülerist olacaksın. Devleti küresel sistemin kurallarına göre seküler bir akılla inşa edeceksin. Asla sekülerizme hizmet etmeyecek bir başka akla, hele ki dini referans alacak hiçbir şeye izin vermeyeceksin. FETÖ bu çerçevede küresel aklın hikayesi ve kontrolünde, Neo-liberalizme teslim edilmiş bir İslam projesidir.

Dünya tarihinde belirli akımların, belirli yapıların tasfiye edilmesini derinlemesine incelemeden bugünü anlayamayız. Hıristiyanlığın tasfiye edilmesini anlamadan, oradan bugüne bakmadan bugünkü hakimiyet mücadelesinin kodlarını çözemeyiz. Süreç 17. Yüzyılda başlamıştır ve devam etmektedir.

Bu sisteme karşı koymak nasıl mümkün?
Biz Müslümanlar aklen ve fiziken mağrur bir medeniyetin çocukları olarak kendi kotlarımızla düşünüp yeni baştan inşa sürecini başlatmak zorundayız. Bunu ise akıl ile yapacağız.

Vestfalya Barış Süreci’ni iyi analiz etmek zorundayız. İki Dünya Savaşı, Berlin duvarının yıkılışı Vestfalya’nın devamıdır. Arap Baharı ve sonrası süreçlerin tamamı Vestfalya’nın devamıdır. Vestfalya’da kilisenin dişleri söküldü, etkisiz hale getirildi. Bugün Vatikan’ın küresel sisteme itiraz edecek mecali yoktur. Olamaz da. Çünkü Vatikan Vestfalya süreci ile birlikte bu akla teslim olmuştur. Bugünkü varlığıyla ayakta kalmak için -kilise ahalisi kendi varlıklarını kilisenin varlığı olarak gördükleri için- bu süreçte var olmak için teslim olmuşlardır. Vatikan aksi bir atraksiyon yapmaya kalktığı anda bir iki haberle yerle bir edilir. Peki bu süreçte nasıl bir Kilise ürettiler. Haftada bir güne kilitlenmiş bir kilise ürettiler. Böylelikle Hristiyanlığı tek güne sıkıştırdılar.

Bunlar şimdi kiminle hesaplaşıyorlar. Yüzyıldır bunların hesaplaşma alanı ve hedefi İslam ve Müslümanlar’dır. Avrupa yüzyıllar boyunca Müslüman, İslam kavramı yerine Türk, Osmanlı kavramını kullanıyorlar. Bugün Avrupa’da Türk deyince İslam algılıyor. Bu sebeple hedefin biri de Türkiye’dir. Yani o küresel aklın hedefinde iki konu vardır: İslam ve Türk.
Türk derken biyolojik bir kavramdan kastetmiyorum. Talas Savaşı’ndan itibaren İslam’da vücut bulmuş ve bulduğu vücut üzerinde imparatorluklar inşa etmiş bir medeniyetten bahsediyorum. Bugün bazıları ümmet kavramının arkasına salarak Türk kavramına karşı düşmanlık geliştirmektedirler. Ümmet olmak Allah’ın emridir, lakin Türk kavramının gerek Batı aklındaki yansıması, gerekse bu coğrafyada İslamla bütünleşmiş hali göz önünde alındığında ümmet ile Türk kavramlarını karşıtlaştıranların aslında küresel aklın yok etme projesine hizmet ettiklerini de görmemiz gerekiyor.

Yani bir Boşnak’ın Boşnak olarak adlandırılmayıp, Türk olarak ifade edilmesindeki kimlikten bahsediyorum. Emperyalizmin İslam dünyasına yönelik operasyonların en önemli yüzüdür Türk düşmanlığı üretmek. Ve bu da dindarlığın arkasına saklanılarak yapılmak istenmiştir. Çünkü hesaplaşmanın iki tane adresi vardır. İslam ve Türkler. Niye bugün bizim İmam-ı Azam Enstitülerimiz yok? Neden bu ülkede İmam-ı Azam Enstitüleri yapılmaz? İslam düşüncesinin kendisini yenilemesi lazım. Niçin ilahiyat fakültelerimizde Maturudi Enstitülerimiz, kürsülerimiz yok?

FETÖ tartışmasında en önemli problem akide problemi değil mi? Bugün en çok karşılaştığımız problem akide esaslı sapkınlıklar değil mi? Bizim inancımıza göre bizim şah damarımıza yakın olan kimdir? Allah. Peki, birisi çıkıp ben size şah damarınızdan yakınım derse bunun durumu nedir? Şirk işlemiş olur. Peki, bu çerçevede sapkınlıklara inanan bir insan profili bu topraklarda nasıl yetişti? Hz. Peygamber’i rüyada kamyonun kasasına bindirdiler. Buna itiraz eden var mıydı? Bir başkası “bu gece rüyama giren Peygamber şöyle emretti.” itiraz eden var mı? Yoktu. Yok. Hiç kimse sesini çıkarmadı. Çıkarmıyor. Tahrip olmuş Hıristiyanlığı insanlığa, ümmete yutturmak için, dinler arası diyalog, küresel sistemin İslamı tasfiye projesi olarak uygulandı. Dikkat edin; bu Vatikan’ın projesi değil, küresel sitemin projesidir. Hiç kimse sesini çıkarmadı, çıkaranları da darmadağın ettiler.

Peki 15 Temmuz nasıl tanımlanabilir?
15 Temmuz’u artık 2 temelde konuşmamız lazım. Birincisi destandı 15 Temmuz’dur. Psikolojik esaslı çöküntülü bir 15 Temmuz konuşamayız. Türk devletinin tarihi destanlar tarihidir. Malazgirt’i nasıl konuşuyorsak 15 Temmuz’u da öyle konuşmak zorundayız. Bir daha ki yıl 15 Temmuz kutlamaları bu milletin şehir merkezlerindeki destansı yürüyüşü olacaktır. Bu sene bunun örnekleri görülmüştür. 15 Temmuz meydanların zaferi olarak meydanlarda anılacaktır.

Bizim tarihimizde hiçbir zaman psikolojik travmalar merkeze oturmamıştır. Çanakkale’yi hiçbir zaman bir ağıt olarak düşünmeyiz, bir zafer olarak düşünürüz. Millet olarak kendimizi hiçbir zaman yenilgi travmasına sokmayız. Bizim özgürlüğümüz buradan geliyor. Destansı bir 15 Temmuz konuşmalıyız. 15 Temmuz daha bitti mi? Hayır bitmedi, bitmeyecek. Çünkü biz jeopolitik merkezdeyiz. İkinci Dünya Savaşı bitti ama birinci dünya savaşı bitmedi, devam ediyor. Hedef yeni Irak ve Suriye haritalarını Türkiye’nin içine de dâhil olarak çizmektir. Referans 1919 Paris Anlaşması’dır. Bu anlaşmanın adına bir de sözde barış konmuştur ama savaş halen devam etmektedir. Ortada barış yoktur aslında. Parçalanma fotoğrafları bu ülkenin insanına yeniden dayatılmak istenmektedir. Bizi en hassas olduğumuz yerden vurdular. İnsanımızı elimizden aldılar. Bizim Orta Doğu’dan öğrenecek hiçbir şeyimiz yok. Biz ne Suudi Arabistan’ız ne İran’ız ne de Mısır’ız. Hepsine saygı duyarım ama bizim onlardan öğrenecek bir şeyimiz yok.

Buradaki en büyük tehlike neydi?
Çok ciddi bir tuzakla karşı karşıyayız. Bu tuzağın sonucu betonlaşmış, kendini yenilemeyen bir aklın egemenliğini taşımak istiyorlar. El Kaide’yi hangi kültür üretti? El Kaide modelini İslam coğrafyasında görmeye inanır mıydınız? Peki nasıl tuttu bu? Orta Doğu insanının en zengin çocukları bu terör örgütünün profil tipleri oldular. Bizi bekleyen tehlike neydi biliyor musunuz? Anadolu irfanî geleneğinin tasavvufu çölleştirerek akide noktasında harici mantığına bizi tutsak ederek, bizi seküler dindar haline getirerek, üretme kabiliyetimizi ve üretken sisteme karşı Müslüman kimliğimizden yola çıkarak, yeni bir şey söyleme imkânımızı yok ederek bizi teröre mahkûm etmek istiyorlar. FETÖ’nün ürettiği insan profiliyle bu anlattığım çizginin insan profili arasında bir fark yoktur. Gözaltındaki şahıs diyor ki “Dünyam zaten gitti. Amerika’daki hoca efendi duyarsa ahiretim de gidecek, rüyalarımıza gelir .” Bu taraftaki akide zaafıyla bu taraftaki akide zaafı arasında ne fark var. İşi buraya maalesef Anadolu irfanı geleneğini inşa etmekte ısrar etmeyişimiz getirdi. Pınarları kuruttuğumuz için hayretle izliyoruz. Çünkü insanımızı elimizden aldılar.

Burada büyük bir operasyon yapıldı. Canlı yakalanan o DEAŞ üyelerinin yüzlerine hiç baktınız mı? Gülüyorlar, hiç pişmanlık yok. Dalga geçiyorlar. Bu topraklarda Nakşi geleneğinin aklen ve ruhen inşa edildiği, bu geleneklerin esas olduğu topraklarda bu profil nasıl yetişti? Kendimizi hiç sorgulamayacak mıyız? 15 Temmuz’da tanklara karşı verdiğimiz mücadele elbette ki muhteşem ama küresel sistemin tek oyuncusu FETÖ müdür? FETÖ ifşa oldu, bitiyor ama başkasının çıkmayacağının bir garantisi var mı?

İSLAM DÜŞÜNCESİ YENİDEN
İNŞA EDİLMELİ

İlahiyat Fakültelerimizde İmam-ı Azam Enstitüleri kurulmalıdır. İslam düşüncesi bu topraklarda kendini yeniden inşa etmelidir. Erol Güngör’ü, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, Fatih’in Akşemsettin ile olan hukukunu, Kanuni’nin Yahya Efendi ile olan hukukunu, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi ile olan hukukunu bir daha okumalıyız. Bu devlet sıradan bir devlet değil. Bu medeniyet sıradan bir medeniyet değil. Bu perspektifi yeni zamanın ruhuna, aklına, eşyasına uygun bir şekilde güncelleyip bir insan profiline dönüştüremezsek gelecekte bizi daha ağır faturalar beklemektedir. İddialarımızı kaybettiğimizde sıradanlaşırız. Sıradanlaştığımızda zaten teslim oluruz.

Dindarların vatan, devlet, bayrak, bağımsızlık kavramlarıyla ilgili tartışmalardaki küreselleşmeci yaklaşımlarının farkında mısınız? 15 Temmuz gecesi herkes sağına soluna baktı “Eyvah çatı çöküyor” dedi. Küreselciler Londra’yı bir şehir devleti haline getirmek istiyor. İstanbul’u da bir şehir devleti haline dönüştürülmek istiyorlar. Konya’yı bir şehir devleti haline dönüştürmek istiyorlar. Küreselciler sermayeyi kontrol eden bir güç merkezidir. Dünyayı tek tipleştirmek istiyorlar. Ve bunun için de karşısına çıkacak bütün güçleri saldırgan güç olarak tarif edip tasfiye etmek istiyorlar, karşılarında eli ayağı tutar bir güç bırakmak istemiyorlar.

15 Temmuz’daki hain kalkışmadan bu dersleri çıkartmazsak, buna kalkışmaların kökenlerini oluşturan kronikleşmiş problemlerin çözümüne dönük uygun stratejiler üretmez isek bugün FETÖ diğer başkası gelir. FETÖ ha deyince çıkmadı. 50 yıllık bir meseledir. Hedef İslam ve Türkiye’dir.

Bugün bu hedeflere saldırıların birinci ayağı FETÖ ikinci ayağı PKK’dır. Doğu ve Güneydoğuda Hıristiyan bir devlet istemiyoruz diyen Kürt kardeşlerimizin hilafete sadakatinin intikamı peşindeler hala. PKK hem Kürtler’den hem Türkler’den intikam alma projesidir. PKK üzerinden kurgulanan, uygulanan İslamsız Kürt projesidir. Yani istedikleri sekülarizme teslim edilmiş bir coğrafyadır. Biz Maturidi akaidini gündemimizin başköşesine koymak zorundayız. İmam-ı Azamı konuşmak zorundayız. Galip bir akıl üretmek zorundayız. Müslümanlar aklın özgürlüğünü konuşmalıdırlar. Suyun 3 yudumda içilmesinin saatlerce istişaresini yapıyorsun ama bu hain yapı bu milletin akidesini işgal etmek istediğinde buna karşı bir çift söylemiyorsanız orada ki din algısında bir sorun vardır.

ÜNİVERSİTE HOCALARI
KONUŞMALI

Aynı soruyu üniversitedeki hocalara da söylüyorum ne zaman konuşacaksınız? Ümmeti doğrudan tehdit eden bir konu ne zaman oturulup konuşulacak. İslami referansla ilgili bir konuda söz söyleyenlerden cesur çıkışlar bekliyoruz. Tehlike geçmiş değil. Bu haşhaşi modelli insan yetiştirme emperyalizminin elindeki en güçlü enstrümandır. Bu topraklardaki Anadolu irfanını ayağa kaldıracağız. Anadolu’daki çeşmeler gürül gürül akacak. Hoca Reiszade geleneğini anlamayan Anadolu irfanını anlayabilir mi? Bunları karşınıza koyduğunuzda matematik bir tip çıkar. Bu matematik tipinde sadece batının geldiği güç merkezine hep hayranlık çıkar. Oysa bizim hayranlığa değil galibiyet üretecek akla ihtiyacımız var.

Hepimizin akıllı telefonları var. Bilgisayarın ürettiği aklı neden biz üretemedik. Bir kablo üzerinden sesli, yazılı görüntülü bilgiyi dünyanın bir ucundan diğer ucuna dolaştıran aklı neden üretemedik? Biz bu aklı yok etmek isterken batı sürekli bu akıl üstüne galibiyet ekledi. Bu hal devam ettiği sürece yenilmişlik de devam edecektir. Bu yenilmişlikten kurtulmak yeni bir akıl üretmekten geçmektedir, aklı ayağa kaldırmaktan geçmektedir. Anne, baba, evlat ilişkileri dondu. Artık kurbanlar metanete, bayramlar tatile dönüştü. Bizi biz yapan bütün değerler çöktü. Bütün bunların temellendiği adresin, akıl mücadelesindeki mağlubiyet olduğunun farkında mısınız? Mutlak surette akıl galibiyeti üretecek akılların önünü açmak zorundayız. Bunun için de teferruatlarla uğraşmak yerine akidenin sınırları içerisinde özgürlüğü savunacak insan yetiştirmeliyiz. Ruhunu, aklını terbiye etmiş, her şeyin bir olandan olduğunu bilen bir insan aklı inşa etmek zorundayız. Aksi vaziyette devam edersek 15 Temmuz’lar bitmeyecek.

Amerika ile Türkiye’nin menfaatleri şu anda Sovyet politikası üzerinden tam zıt zıtadır. Eğer bu süreci Sayın Erdoğan karakterinde milli duruşu olan bir liderle yaşamasaydık bugün çoktan tuz buz olmuştuk. Sayın Erdoğan; küresel sistemle Türkiye’nin çıkarları üzerinden sürdürdüğü mücadeleyle, bu toprakların menfaatlerini koruduğu için bedel ödüyor. Zamanında hiç karışmayanlar olduğu için PKK süreci 35 yılda buraya geldi. Bir gün onlar da konuşulacak.

Bugün birileri FETÖ’den açığa çıkan kadroların mücadelesini veriyorlar ise yanılıyorlar. Kadroları biz dolduralım, sıra bizde mantığı yanlış bir mantıktır. Devlet adalet esaslı olacaktır. Ümmetin göz bebeği olan bu devleti grup ve grupçuluktan olan mikro milliyetçi anlayışlara teslim edersek, devleti ele geçirme mantığı ile hareket edersek en büyük kötülüğü yapmış oluruz.

FETÖ yarım asırda devşirdiği güç üzerinden devletin tamamını istemiştir. Devletin tamamını isteyen her şeyin ve herkesin kontrol altında olduğu demokratik özgürlüğün yok edildiği bir devlet modeli öngörmüştür. Bu ezberletilmiş bir insan profili ve toplum modelidir. Cumhuriyet sonrası başaramadıklarını Arap kardeşlerimizde başardıkları gibi yüz yıl sonra bu topraklarda tıpkı Arap kardeşlerimize uyguladıkları modeli ( hilafet soslu diktatör bir devlet modeli) geliştirmek üzere kurgulanmış bir örgüttür.

FETÖ gibi terör örgütleri “Biz küresel aktörüz” diyorlar. Küresel sistemin Türk devleti karşısındaki muhatabı benim diyorlar. Kim bunlar? Bu gücü nereden aldılar? “Masada ben varım. Muhatap artık benim. Gücün tamamı benim olacak, siz kenara çekilin” diyorlar. Milli Devleti tasfiye etmek istiyorlar.

Böyle bir yapının devletin gücünü ele geçirdiği zaman neler yapabileceği ortadadır. Bireysel hayatı işgal edilmiş binlerce insan var. Bu devlet hepimizin. CHP’lisiyle MHP’lisiyle, dindarıyla, dindar olmayanıyla, Antalya’sıyla, Konya’sıyla Meramıyla, Karatay’ıyla bu devlet hepimizin. Bu devlet adalet esaslı bir tarihsel sürecin ifadesidir. 15 Temmuz bunu bize fark ettirdi. Bu devlette sivil toplum olmayacak mı, cemaatler olmayacak mı? Elbette olacak. Cemaatler devletin felsefesi ve aklın doğrultusunda ruh terbiyesinden geçmiş kişiler yetiştirecek. Öğretmen rütbesindeki adamlar Selçuk Üniversitesi’ndeki profesörleri kontrol etmeyecek. Selçuk Üniversitesi’ndeki profesörler işine bakacak. Fatih Sultan Mehmet Han en yakın hocası devlete müdahale etmeye çalıştığında merhamet etmemiştir. 15 Temmuz gecesi hedeflerine ulaşsalardı çökmüş bir devlet ile karşılaşacaktık. Valiyi, vekili anlamlandıran bu çatıya duyduğumuz güven ve huzurdur. Sıra bende mantığının olduğu yerde devlet inisiyatifleşir. Devletin çatısının altında huzur olmaz. Güven, demokrasi, özgürlük, hukuk, hiçbir şey olmaz.

Vatan, millet, devletin bekası, bayrak, ezan, Anadolu irfanı temelli milli bilinci takip etmeliyiz. Nurettin Topçu’yu, Peyami Sefa’yı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı bir daha okumalıyız. Bizim Orta Doğu’dan öğreneceğimiz bir şey yok. Yeni zamana uygun bir şekilde tarihimizi güncellersek tarih zaten bize tüm parametreleri veriyor.

Küreselciler dünyayı zıtların birliği, kimi zaman zıtların çatışması esasıyla yönetiyorlar. El Kaide terör örgütün zıttı FETÖ. Son dönemlerde Müslüman düşünürler olarak hangi aklı geliştirdik. Açıkçası zihin dünyamız dondurulmuş vaziyette. Milli Eğitim politikasını, beraberinde Diyanet politikasını da yeni baştan oturup düşünmek mecburiyetindeyiz. Tüm sivil toplum kuruluşları şeffaf olmalı. Toplanılan paraları bu millet görmeli. Biz hep dindar duygusallığımızla bakıyoruz. Oysa o duygusallıkla gördüğümüz kişilik ve aklın emperyalizmin ileri düşünce merkezi olduğunu unutuyoruz. 2008’den beri küresel sistem iktisadi boyutta çöktü. Nerede bizim İslam düşünürlerimiz. Domino etkisiyle yeni patlamanın nerede olacağı belli olmayan bu neorealizme karşı sözü olan İslam dünyası nerede?

ÜNİVERSİTELERİMİZ ÖZGÜRLÜK MERKEZİ OLMAK ZORUNDA.

Üniversitelerimiz özgürlük merkezi olmalı. Bunu başarmak zorundayız. Değilse bu 4 asır, 5 asır daha devam edecek. İran 3 parça, Rusya federasyonu darmadağın, Libya 2 parça Türkiye 3, 4 parça, Nijerya 2 parça, Çin 3, 5 parça olacak. Yeni asrı tarif edecek bilgiyi bulmakla yükümlüyüz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilgisayarı üreten akıl ümmetten çıkmadı, neden uzay teknolojisinin akıl merkezi biz değiliz? Neden robotik devrimin akıl merkezi biz değiliz? Bunu ilahiyatçımız da, siyasetçimiz de, fizikçimiz de, felsefecimiz de kendine sormalıdır. Biz felsefe derslerini kaldırıyoruz. Hale bak. İğneyi kendimize batırmak zorundayız. Galip medeniyet, mağlup medeniyet ilişkisinde batı zihin dünyalarını teslim alıyor. Biz yenilmeyip, fikri inşa edip bu fikri küreselleştirmezsek tehlike var. Başarırsak da bu yıl bizim yüzyılımızdır. Benim hiç endişem yok ama kendimizi zorlamalıyız. 15 Temmuz bitti rahatlığı olmamalıdır. Bu cephede yüz yüze mücadele ederken öbür tarafta akıl galibiyetine yönelik kendimizi zorlamaya devam etmemiz lazım. Anadolu irfanını mutlak surette ete ve kemiğe büründürmek zorundayız. Anadolu irfanının Anadolu toprakları için önemini görmek için Mevlana Hazretlerinin karşısındaki mezarlıkta dolaşmak yetmez? Biz aklın ve kalbin kesiştiği bu irfanı ayağa kaldırmadığımız müddetçe sıkıntı çekeceğiz. Devlet, sivil toplum üyeleri üstüne düşeni yapmalıdır. Biz bir bütünüz. Yenilgi hepimizin yenilgisidir. Galibiyet de hepimizin ortak galibiyeti olacaktır.

Add comment

4 + 6 =