Servet Küçükdemirel

Takı Tasarımcısı

Takı Tasarımcısı Servet Küçükdemirel

Takı Tasarımcısı Servet Küçükdemirel

Parmağınızda taşıdığınız çok özel bir yüzük, ya da yakanızda ışıldayan bir broş. Şıklığınızın tamamlayıcısı, tarzınızın ele vericisi. Artık takılar da özgün, tamamen sizi yansıtır cinsten. Parmak uçlarında şekillenen, zevkin, emeğin ürünü takılar adeta birer sanat eseri gibi yerini buluyor. Takı Tasarımcısı Servet Küçükdemirel’le röportajımız da o göz alıcı takıların ortaya çıktığı atölyesinde. Taşlar göz alıyor, takıların her biri zerafette, şıklıkta birbiriyle yarışıyor..

Özgün takınızla karakterinizi yansıtın

Neden Bab-ı Esrar gibi bir kelimeyle bu ticari faaliyete başladınız?
1981 yılında bir ustanın yanında verildik. O ustanın yanında 9 sene çalıştıktan sonra askere gittim. Askerliğimi yaptıktan sonra da bir atölye açtım. Yanımda 14 kişi çalışıyordu. O zamanlar biz sadece kuyumculara çalışıyorduk. Sarrafların işlerini yapıyorduk. 1991 yılından sonra bütün kuyumcuların özel işlerini büyük bir hızla yapmaya başladık. Bu şekilde git gide ismimiz duyuldu. 1992’den 2000 yılına kadar 14 kişiyle beraber tamir, imalat yaptık. Aklıma Konya’da bir sanat evi olması fikri geldi. İçinde ebru, heykel, kuyumculuk olan, sanat dallarını birleştiren bir sanat evi. Mevlana Müzesi civarında bir ev dikkatimi çekti. Beş odalı bir ev. Orayı tuttuk. Konya’yı çok güzel anlatmamız gerekiyordu. Oraya isim koymamız lazımdı. Büyük iki kapısı vardı. “Sır Kapısı” mı koysak dedik. Sonra o ismi sevmedik. Arkadaşımın biri sır kapısının Farsça’sına bakalım dedi. Bakarken Bab-ı Esrar çıktı ortaya. Bu isme karar verdik. Açılışımızı Ahmet Özhan yaptı.

Yazar Ahmet Ümit’in kitabıyla bağdaştıranlar da oldu mu?
Açılışta bir bayan Ahmet Ümit’le bir tanışıklılığınız mı var dedi. Ben tanımıyordum. Sonradan araştırdım. Bab-ı Esrar adında bir kitabı varmış. Bu şekilde öğrendim. Sonra Ahmet Ümit’i bulduk, biz Bab-ı Esrar adında bir yer açtık, sizin kitaplarınızı da satacağız burada dedik. Çok sevindi. Bu şekilde iyice bütünleşmiş olduk. Bab-ı Esrar gittikçe büyüdü. Modacı, tasarımcı kelimeleri bize çok uzak geliyordu. Gelen kişiler de ismi çok beğendi. Yaptığımız işlerde çok büyük değerle anıldık. 2015 yılında bir festivale davet edildik. Orada Anadolu Ajansı 105 sanatçı içerisinden bizi haber yapmayı değer gördü. Bu haber yapıldıktan sonra çok aranmaya başladık. Arandıkça çok daha güzel işler yapmaya başlıyorsunuz. Bizi her takdir edilişte çok daha farklı ve başarılı işlere imza attık.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için hazırladığınız yüzük de çok konuşuldu. Kendisine verebildiniz mi?
Cumhurbaşkanımıza güzel bir yüzük yaptık. Partinin içinden birçok kişi yüzüğü teslim edelim diye geldi ama ben kendim vermek istiyorum. İnşallah bir gün bu da olacak.

Küçücük yüzüklerin içerisine o mekanları nasıl sığdırıyorsunuz?
Ben 5 şu an 5 metrekarelik dükkanda çok özel tasarımlara imza atmaya çalışıyorum. Taş oymayla alakalı işler yapmaya başladık. Bu çok zor bir iş. Dünyada aşağı yukarı 20 kişi yapıyor. Fakat Türkiye’de bunu asıl yapan, ortaya çıkaran Ermeni bir usta. Saatlerce bilgisayarın karşında yaptığı eserleri inceledim. Bu işi bana kimse öğretmedi. Kendi çabamla öğrendim. Cimrilik sadece cepteki para değildir. Öğrenmiş olduğun ilmi başkasına öğretmemektir cimrilik.

O yüzüklere gelecek olursak; tersten bir mimariyi yapabilmek çok zor. Örneğin bir caminin üstünden şöyle bir bakın.. Kubbeyi, yan tarafta minareyi görürsünüz. Ama biz bunu tuğla üstüne tuğla koyarak yapmıyoruz. Üsten görünümün içten nasıl göründüğünü düşünerek yapıyoruz.

İlk öğrenirken kaç taşı heba ettiniz?
Çok taş bozmadım. Çünkü Allah’ın vermiş olduğu bir yeteneğiniz var zaten. Yaptıkça yerine oturdu. İlk siparişimde Kabe yaptım. Kabe yapı anlamında çok güzel. Dört köşe olduğundan dolayı yapımı zorlamadı. Mükemmel olmuştu. İlk siparişimi yaptıktan sonra büyük ilgi görmeye başladım. Devamı geldi.

Bu işin bir sınırı var mı?
Aslında var. Bunu Ermeni ustalar bile daha yapmış değil. Yapmak istediğim çalışma köprü. Taş oymada köprü fizik kurallarına aykırı. Çünkü taşı oyarken oyduğunuz her yer duvar gibi

görünür. Bunu henüz hiç kimse beceremedi. Şu an bunun üstüne yoğunlaştım. Eğer ki bunu yaparsam dünyada tek olurum. İşimizi daha ileriye götürmek istiyoruz. Bunun yolu da yeniliklerden, ilklerden geçiyor.

Takı tasarımcılığına rağbet nasıl?
Her meslek dalına saygı gösterilmesi gerek. Bizim Osmanlı’dan bu zamana gelen bir takı kültürümüz var. Benim çıraklık dönemlerimde küçük yüzükler vardı. Ama sonradan sonraya yüzük kültürü oluşmaya başladı. Şimdi zümrütleri, yakutları büyük boyutta yapıyoruz. Erkelere yaptığımız ürünler kadınlara göre daha fazla. Erkekler de artık takıda çok seçici oldular. İnsanlar kişiye özel ürünler istiyor.

İnsanların tercih ettiği ürünler karakterini yansıtıyor mu sizce?
Kesinlikle karakterini yansıttığına inanıyorum.

Örneğin ben size geldim. Bana bir takı tasarlar mısın? Dedim. Fakat aklımda hiçbir fikir yok. Bu tasarımı neye göre yapıyorsunuz?
Yıllardır bu işin içindeyim. Kapıdan giren kişiyle ilgili az çok bir fikir sahibi oluyoruz. Onun tarzı, duruşu bize zevki hakkında tüyolar veriyor. Bu yetenek Allah vergisi. Anlatacak kelime yok. Kimin alıcı, kimin bakıcı olduğunu anlayabiliyoruz. Yıllarca altın, gümüş, elmaslarla çalıştık. Onların ruhumuza vermiş olduğu bir incelik var zaten. Bir insan konuşurken gözlerinden yalan ya da doğru söylediğini hissedebiliyorsunuz. Bu Allah’ın verdiği bir yetenek. Ben tasarımı yapmadan önce insanları analiz ediyorum. Uzun uzun konuşuyorum. İnanılmaz zor bir şey. Siz ilk

önce Allaha teslim olacaksınız, müşteri size teslim olacak Allah zaten size yardım edecektir. Bu şekilde yaptığım hiçbir işte mahcup olmadım. Sonuçta biz de insanız ve yaptığım her çalışma düzgün olacak diye bir kaide yok. Amacım insanları mutlu etmek. İşin keyfi burada zaten.

Yaptığınız işte ilham önemli mi?
Tabi ki, hem de çok önemli. Yaptığım bir takı var. müşteri sürekli arıyor bitti mi diye. Ama ilham gelmeden yapmıyorum. Yapsam da güzel bir sonuç elde edemem. Her şeyi elde yapıyorum. Mekanımız küçük. En büyük cazibemiz de bu sanırım. Küçücük dükkanda neler neler çıkarıyor diyorlar. İlham işte bu dükkanda geliyor.

Sadece gümüş ya da pırlanta tutkusu olan insanlarla karşılaşıyor musunuz?
Karşılaşıyorum. Bu ego meselesi. Çok zengin insanlar tanıyorum. Ben pırlanta istemiyorum, bana güzel bir gümüş yüzük yap yeter diyorlar. Ama telefonunun kılıfına bile pırlanta taktırmak isteyen insanlarla da karşılaşıyorum. Saygılı olmak lazım. Sonuçta biz sanatçıyız. İnsanlar ne istiyorsa onu yapmak zorundayız. Parası varsa da harcaması lazım tabi ki.

Farklı projelerde de yer alıyor musunuz?
Özel tasarım gerektiren çok farklı projelerde yer aldık. Bu projeler hem bizim kendimizi geliştirmemize yardımcı oluyor, hem de projeye artı değer katıyor. Mesela Osmanlı Defilelerindeki takıların çoğunu biz yaptık.

Bedesten Çarşısı’ndasınız. Bu çarşı sizce ne zaman canlanır?
İki aya bir İstanbul’a gidiyorum. Mısır Çarşısı’na gittiğimde zengini de var fakiri de. Herkes kendine uygun bir şeyler buluyor. Turistler sırf o havayı solumak için bile geliyor. Ama biz Bedesten Çarşımızı bir türlü canlandıramadık. Özellikle belediye başkanına buradan sesleniyorum. Lütfen Bedesten Çarşısı’nı canlandıracak bir proje yapın. Biz de bu projelere destek olalım. Bu çarşı hak ettiği ilgiyi görsün.

Son olarak ne söylemek istersiniz?
Şu anda oğlumu yetiştiriyorum. Herkese söylüyorum; yaz tatilinde çocuklarınızı çalışması için bir yere verin diye. Özellikle sanatsal içerikli çalışmalar mutlaka gelecek nesillere aktarılmalı. Bizlerden sonra bu çalışmalar devam etmeli. Genç nesil bunları geliştirmeli. Sanatın gelişimi de böyle mümkün olur.

Add comment

− 2 = 1