Serhat TAYKUTGÜL

Marmaris Fotoğraf Dostları Derneği (MARFOD) asil üyesi

Serhat TAYKUTGÜL

Serhat TAYKUTGÜL

Serhat TAYKUTGÜL

17 Haziran 1980 yılında İstanbul’da doğan Serhat TAYKUTGÜL,

19 sene yaşadığı Marmaris’te, Marmaris Fotoğraf Dostları Derneği (MARFOD) asil üyesidir.

Fotoğrafçılık kariyeri yirmi yedinci doğum gününde kendisine hediye edilen fotoğraf makinesiyle başlayan Taykutgül, beş senedir fotoğraf çekmektedir. Çektiği manzara fotoğraflarının farklı yönünü, rüya ve gerçek arasında gidip gelen anlar olarak tanımlıyor. Aslında her şeyin göründüğü gibi olmayabileceğini anlatıyor fotoğraflarında. İzleyenlere huzur ve dinginlik veren eserlerinde genellikle siyah beyaz ve nadir olarak renkli fotoğrafları tercih ediyor. Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi’nde İktisat bölümünde tamamlayan Taykutgül. Kırıkkale Delice ilçesinde yaşamaktadır. Fotoğrafçılığı önceleri meslek olarak benimsemiş olsa da, sanata duyulan saygının ve kazancın az olmasından ötürü, fotoğrafçılığı meslek olarak bırakıp tutkuya dönüştürebilerek devam ettirmektedir. Şimdilerde aile şirketi olan Akaryakıt istasyonunda işletmeci rolünü üstlenip, kendi işyerlerinde ufak çaplı hayvanat bahçesi (PAPAÐAN PARK) kurarak, kendi hayatını fotoğrafları gibi sessiz bir şekilde dostları ve ailesi ile sürdürmektedir…

 

Şehit Aileleri ile Dayanışma Sergisi (2007) (Karma Sergi)

Işık Üniversitesi G. S. F. Fotoportre Sergisi (2008) (Karma)

MARFOD 2008 Sergisi (2008) (MARFOD Karma Sergisi)

7 Renk Marmaris Fotoğraf Sergisi (2009) (MARFOD Karma Sergisi)

Selçuk Üniversitesi Söyleşi ve Sunum (2009)

‘Düşsel Yaklaşım ve Marmaris’ (2009) (Kişisel Sergi)

Türkiye geneli ‘Marmaris Denizcilik’ konulu fotoğraf yarışması 2.lik (2008)

Türkiye geneli ‘Dört Mevsim Marmaris’ konulu fotoğraf yarışması 1.lik (2009)

 

 

Uzun süre bir yerde kalacaksam ve zaman kısıtlı değilse. İlk başta çekim yapacağım yerleri görmek isterim. Dolaşırım çekeceğim yeri bulduktan sonra uygun açıyı aramaya başlarım. Hava koşulları ve ışığa bakarım uygun değilse hafızama yer ederim ve başka zaman uygun bir havada, ışıkta gelir çekimimi yaparım. Deklanşöre basmadan önce fotoğraf karesini zihnimde canlandırırım ve daha farklı açılar düşünürüm. Çoğu zaman yalnız çıkarım çekimlere ve kulağımda sevdiğim müzikler olur kendimi her şeyden soyutlamış olurum böylece sadece fotoğraf ve ben oluyoruz. Çekim yerine geldiğimde ise çekmeden önce uzun uzun izliyorum bütün hareketleri, rüzgârın hızını, bulutların bir yerlerden bir yere sürüklenişini ve arkasında bıraktığı motifleri, dalgaların hareketlerini, kıyıya çarparken suların dansını. Benim için bir nevi meditasyon şekli oluyor bir ruhsal rahatlama gibi…

 

Bir turizm beldesinde yaşamanın en büyük zorluğu gürültünün, kalabalığın ve sertçe bir ışığın sizi çepeçevre kuşatmasıdır. Bu kuşatma sadece bedeninizi değil ruhunuza da olur. Zamanla bıkkınlığı hayatınızın her anında hissetmeye başlarsınız.

Yalnızlığın ve sessizliğin çağrısı bu dönemlerde karşı konulamayacak bir hal alır.

Güneşin ve mavinin yerini yağmurun ve kurşuni rengin almasını ne kadar da hasretle beklersiniz.

Her yerin ölüm sessizliğine bürünmesini, melankoliye bürünmüş ruhunuzun sessizlik denizine yelken açmasını istersiniz…

Bu yüzden çektiğim her kare yalnızlığımı, uzun bekleyişlerimi ifade etmeli; sevdası kökleşmiş yalnız bir ağacın ya da sisler ardına sığınmış öylece bekleyen bir bankın dinginliğini haykırmalı; sıkkınlık yerini huzura…

Gürültü yerini sessizliğe… Kalabalıklar ise çekilip yerini yalnızlığa bırakmalı…

 

 

 

 

Add comment

+ 18 = 27