Doğa Rutkay

Oyuncu

Doğa Rutkay

Doğa Rutkay

Doğa Rutkay

 

30 Ekim 1978 Ankara doğumlu olan Doğa Rutkay, 2000 senesi Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu. Ünlü oyuncunun Rutkay Aziz’in kızı olması, onu sahnelere itmeye yetmiş. Şimdilerde Card Finans reklamlarında boy gösterirken, aynı zamanda konservatuar hocalığı yapıp genç yetenekleri peşinden sürüklemekte. ”Bi Oyun Varmış” adlı tiyatro oyununda Konya seyircisiyle buluşan Doğa Rutkay ile sıcak ve bir o kadar da samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

‘’Ben özel hayatımda çok üzüldüğümde evimde oturup depresyonumu yaşayan, çok mutlu olduğumda da mutluluğumu evimde yaşayan bir insanım. Üzüntü ya da mutluluğumu göz önüne sermem.’’

 ‘’Özgürlük alanım kısıtlanırsa, beni ara ki bulasın’’ demişsiniz.  Ama ünlü olmak bazı şeylerden vazgeçmek,  sonuçta özgürlük alanınızın kısıtlanması anlamına gelmiyor mu?

Hayır, gelmiyor çünkü siz hayatınızın hangi bölümünü göz önünde yaşamak isteyip istemediğinize kendiniz karar veriyorsunuz, sonuçta özel hayatınız.  Örneğin eviniz içindeki o dört duvar arasında geçen zaman dilimi; kim bilebilir ki orada neler yaşadınız, neler yaptınız… İşte orası sizin göstermek ve insanlara sunmak istemediğiniz kısmınız olur, mahreminiz olur. Evet, göz önünde bir iş yaptığımız çok doğru, ama kendimize ayıracağımız zamanlarımız da var çok şükür. Buna ne basın karışabilir, ne de çevre müdahale edebilir. Yani bunu korumak tamamen kişinin elinde ama sen bunun her anını ortalıkta yaşarsan ve bundan bir süre sonra zevk almaya başlarsan, o zaman işin şekli değişir. Bende eskiden çok ortalıkta görünen bir insandım, o yirmili yaşlardaki çılgın tavırlarım olmadı değil. Ama daha sonra üzerime aldığım sorumluluklar, yaptığım iş ve çevrem bana bunun doğru olmadığına karar vermemi sağladı. O yüzden ben özel hayatımı sonsuz kaliteli yaşayan bir insanım.

Sizin ve birçok ünlü oyuncunun dahil olduğunu E.S.E.K. daha doğrusu Espri Standartları Enstitüsü Kurumu nedir, siz nasıl dahil oldunuz bize biraz bahseder misiniz?

Bi Oyun Varmış adlı tiyatro oyunumuzda bana eşlik eden partnerim Uğur Uludağ’ın kurmuş olduğu bir topluluk. Ve bu topluluğun adını tek seferde söyleyebilen kişileri ekibe hemen dahil ediyoruz. Çünkü uğraştığımız iş kadar, işin adının okunması da zor bir topluluktayız. Bense 27 Numara adlı bir oyunla 2004 yılında dahil oldum E.S.E.K. serüvenine. Aslına baktığımızda da 18 senelik bir geçmişi var bu topluluğun. Belki en başından beri bu toplulukta değilim ama tam anlamıyla benim ikinci ailem oldular ve asla da bırakmaya niyetim yok. Böyle giderse beni başka bir tiyatro da izleme şansınız olmayacak.

Espri Standartları Enstitüsü Kurumu’nun internet sitesinde insanları güldürmekten, eğlendirmekten, kahkaha atmaktan bahsedilmiş. Bizleri hüzünlendirecek, duygulandıracak oyunlara yer vermiyor musunuz?

Evet, E.S.E.K.’in oyunları genelde trajedi ya da drama içeren oyunlar değil, komedi unsuru ağırlıkta. Çünkü bizim bütün amacımız biraz eğlenmek. Öncelikle sahnede olan bizler rahat ve eğlenceli olmalıyız ki bunu seyirciye geçirebilelim. Bu amaçla sahnede sürekli kopuyoruz, bazen replikleri unutup birbirimizle şakalaşıyoruz, oyundan sonra birbirimizin hallerine bakıp gülüyoruz. Bendeki bu doğallık bir nimet, bu haliyle E.S.E.K. içinde bir nimet, Türk halkı içinde bir nimet.

İsterseniz biraz da bugün sergileyeceğiniz Bi Oyun Varmış adlı tiyatro oyununuzdan konuşalım…

Bi Oyun Varmış karmaşık bir aşk oyunu aslında. İlişkinin içerisindeki o gelgitleri anlatan, aşkın hep aynı monotonlukta devam edip etmediğini anlatan, kadının bazı şeylere sinirlendiğini sinirlenirken onlardan nefret ettiğini anlatan aslında tamamen hepimizin başından geçen o flört döneminin ahenkli halinden iş ciddiyete ya da sorumluluğa bindiğinde ki o geçiş dönemini anlatıyor. Ancak E.S.E.K.’çe bir dil kullanıyoruz. Kendine ait sözleri, kendine ait ilişkileri olan bir tür oyunu. Gelipte kendinizden mutlaka bir şeyler bulabileceğiniz ya da ‘’ben böyle bir kız tanıyordum.’’ dedirtebilecek kadar bizden bir oyun.

Oyuncular için gözlem ve deneyim çok önemlidir derler. Ama siz hiç evlilik deneyimi yaşamamış bir bayan olarak birazdan sahnede gelinlik giyip insanlara gelin olduğunuzu göstermek sizi zorlamayacak mı?

Hayır, bu kesinlikle büyük bir yalandır. Her oyuncunun kendine ait bir kumaşı vardır, oyuncu o kumaştan dışarı çıkamaz. ‘’Oyuncu her rolü oynar.’’ demek tamamen yanlıştır. Ya da ‘’oyuncu için gözlem yapmak önemlidir.’’ de yanlıştır. Çünkü sen kendinden bir şeyler çıkartırsın, içinde olmayan bir duyguyu karşı tarafa veremezsin. Bir terzinin nasıl ipek kumaştan dikebileceği elbiseler sınırlıysa, biz oyuncuların da hayat verebilecekleri karakterler sınırlıdır. Mesela benim daha sert oyunculuk hatlarım vardır, daha mascülen bir oyunculuk tarzım vardır, dolayısıyla herkesin hayatta bir rolü vardır.

Şimdiye kadar canlandırdığınız karakterler arasında, hayatını kıskandığınız, keşke benim hayatım bu olsaydı dediğiniz bir role denk geldiniz mi?

Hayır, hiç denk gelmedim. Çünkü ben kendisiyle barışık yaşayan ve hayat dolu olan bir insanım. Dolayısıyla yaşadığım hayattan o kadar memnunum ki, asla kimseye öykünerek yaşamadım. Ben çocukken de böyle değildim. Hep istediğim şeylerin peşinden gittim, onların peşinden koştum. Belki de çok şanslı bir çocuktum bilmiyorum ama hep istediğim şeylere ulaştım, her şey yerli yerinde ilerledi benim için. Yani başkalarına özenmemi gerektirecek bir durumum yoktu.

En başından beri oyunculuk muydu hayaliniz?

Bunu ben tercih etmedim, mecburdum. Ben kırk günlükken annem ve babam beni tiyatroya getirdi. Beşiğim falan hep kulisteydi. Tiyatroda büyüyorsun, bütün algın orada gelişiyor, artık öyle davranmaya başlıyorsun. Ama ben tarih okumayı çok isterdim. Tabi tembel bir öğrenci olmasaydım. Tarih seçecek kadar puanım yoktu.

Babanız Rutkay Aziz ile aranızın çok iyi olduğunu bilmeyen yoktur. Şu günlerde baba-kız aynı proje içinde yer almak gibi bir düşünceniz var mı?

Şu günlerde babamla en çok arzu ettiğimiz projemiz, baş başa oturup bir yemek yiyebilmek. Çünkü birbirimizi göremeyeli 4 ay oldu. Her gün telefonda ‘’baba ben burada oynuyorum, sende şurada oynuyorsun, hadi baba iyi oyunlar.’’  deyip kapatıyorum. Şu günlerde ki en büyük iletişim cümlemiz bu oldu. Arada bir Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında birbirimizi arayıp saldırıyoruz onun dışında bir aktivitemiz olamıyor çünkü ikimizde gerçekten çok yoğunuz.

Sizi sosyal medya da Meltem Cumbul’a çok benzetiyorlar. Sizin kendinizi benzettiğiniz bir sanatçı var mı?

Beni yıllardır Meltem Cumbul’a benzetiyorlar. Meltem Cumbul aşağı, Meltem Cumbul yukarı. Hatta ben ilk konservatuara girdiğimde hocalarım bana Meltem diye seslenirdi. Ama ben kendimi kimseye benzetemiyorum, henüz benim kadar manyak bir insan yok.

Sizi tanımaya başladığımız Aşkım Aşkım dizisi 2001 yılından sonra tekrar ekranlara dönmeye çalıştı ama tutunamadı mı ne oldu?

İlk Aşkım Aşkım da Mehmet Ali Erbil rahatsızlandı, 2001 yılından sonra çekilen Aşkım Aşkım dizisinin on üçüncü bölümünde de Osman Yağmurdereli vefat etti. Aslında şu anda yayınlansa yine reyting rekorları kıran bir dizi olur fakat biraz şansız bir dizi oldu Aşkım Aşkım.

İstanbul’a gidip ünlü olma hayalleri kuran ya da tiyatro eğitimi alan, almak isteyen gençlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Vazgeçsinler. Ben kendi konservatuar öğrencilerime de söylüyorum bana  ‘’hocam bir diziye gireriz oradan ünlü oluruz, yeter ki kurtulalım’’ diyorlar. Bu tamamen yanlış bir algı. Tiyatro oyuncusu olmakla ünlü olmak arasında çok büyük bir fark var. Şu an televizyonu açtığın zaman herkes ünlü. Orda ev dekorasyonundaki kadında artık ünlü, ses yarışmasına katılıp elenen amca da ünlü, dünürüm programındaki kız da ünlü, uçakta yangın çıkıyor çocuk onu video kameraya alıyor sonra o çocukta ünlü. Ünlü olmak bu değil. Ünlü olmak bu kadar müthiş bir şey değil. Tiyatro oyuncusu olmak müthiş bir şey. Bunların ikisi birbirinden çok farklı şeyler. Tiyatro oyuncusu olmak için de bunun eğitimini almak şart. Neden? Kendini sahnede rahat hissetmek için, farklı oyunculuk türlerini bilmek için… Yani tiyatro çok ciddi bir şey. Ancak gariban bir meslek. Çok para kazanabileceğiniz ya da çok ünlü olabileceğiniz bir iş değil. Devlet tiyatrolarında, özel tiyatrolarda ne oyuncular var ama televizyona çıkmadıkları için bilinmiyorlar. Ne yazık ki bizde gelişen ‘ünlü’ algısı bu.

Add comment

+ 50 = 54