Murat ATA

Yazar

Yazar Murat ATA

Yazar Murat ATA

Yazar Murat ATA

Darbe girişiminde illuminati izleri

“Gizli Güçlerin Darbe Oyunları” isimli kitabıyla darbelere karşı farklı bir bakış açısı sunan Yazar Murat Ata özellikle 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimini yorumladı. Ata’yla Gizli Güçlerin Darbe Oyunları’nı konuştuk…

 

Sizi tanıyarak başlayalım öncelikle..
1974 Konya doğumluyum. İlişkilendirmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama okul hayatımın sürmemesinde belki de FETÖ’nün etkisi olmuştur. O yıllarda Sabah Dershaneleri çok rövanştaydı. Bizim maddi sıkıntılarımız vardı. Babam orta halli, belki de Turgut Özal’ın orta direğinin bir tık altıydı diyebiliriz. Öyle bir yetişme dönemimiz oldu. Uzun süre babamın yanında ayakkabı sektöründe saya, dikim işlerinde çalıştım. Hayatı seven, aynı zamanda çok fazla sorgulayan biriydim. Yani diploma her şey değildir. Bunun bilincinde yaşadım tüm ömrümü.

Bu kitabı yazmaya ne zaman karar verdiniz?
Çok fazla kitap okuyordum. Edebi eserlere merakım, sürekli bir şeyler okumam, araştırmacı ruhumu her geçen gün geliştirdi . Şöyle söyleyeyim; ‘15 Temmuz’ kafamdaki soru işaretlerinin cevabını daha net ortaya çıkardı.

Ailenizde de okuma ve araştırma merakı var mı?
Babam da çok kitap okurdu. Babamın kitaplarından esinlenme oldu bende. Babamın dönemi 60’lı yıllar, Adnan Menderes’in darbe dönemlerine denk geldiği için onun durumu biraz daha farklı. O daha baskıcı bir nesilde büyümüş. Ama o da okumaya meraklıydı. Bendeki okuma merakı da babamdan geliyor. Orta direk bir aileydik dedim ama evimizde orta direğin evinde olmayacak büyüklükte kütüphanemiz vardı. Mesela ben 10-11 yaşlarındayken Ermeni Mezalimi diye bir kitap okumuştum. Bize Ermeni Soykırımı diye dayatılan olayların, esasında Ermenilerin bölgedeki Müslüman Türk ve Kürt halklarını katletmiş olduğunu belgeleyen bir kitaptı. Öyle bir durum. Yani okudukça şiir, makale, karalama gibi şeylerle yazmaya başladım diyebiliriz.

Kaç yaşlarında başladınız yazmaya?
12-13 yaşlarında başladım. Sonra 1990-1991 yıllarında Konya Merhaba Gazetesi’nde köşe yazdım. Tabi Gençliğin getirdiği etkiyle muhteviyatımız değişti. Ağırlıklı olarak şiir ve hikaye denemeleri yazdım. 1993-1995 yılları hayatımda kırılma noktası oldu. Türkiye gündemi ve siyaseti ile beraber bizim hayatımızda da farklılıklar oldu. Ben askerdeyken Tansu Çiller’in 5 Nisan kararları hadisesi yaşandı. Babam iş yerini kapatmış. Ben askerde üzülmeyeyim diye bana bir şey söylemiyor. İzine geldiğimde öğrendim ki babam işi gücü bırakmış evde oturuyor. İş yok, piyasada sıkıntılı bir dönem. Askerden geldim, sanayi çok kötü. Saya ortamında çalıştım ama baktım ki yürümüyor, farklı işler yaptım. Hastanede hasta bakıcılık , özel temizlik şirketlerinde çalıştım, pazarcılık, tezgahtarlık yaptım. Çok farklı deneyimler kazandım. Para kazanmanın derdindeyiz. Bir evlilik yaşadım fakat çok sürmeden ayrıldık. Tekrar bir şirkette ayakkabı işi ile ilgili yönetici pozisyonunda çalışmaya başladım. Bu süreç böyle devam etti. Süreç içerisinde de okumaya ve yazmaya devam ettim.

İlk çalışmanız şiir kitabı mıydı?
Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hasta bakıcılık yaptığım yıllarda, ‘Ağustos’tan Eylül’e Sırlar’ isimli şiir kitabım çıktı. Türkiye geneli değil, Konya çapında, yerel bazda. Tekrar medya deneyimim oldu, radyo programları, şiir üzerine televizyon programları yaptım. Ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. Bahsettiğim zaman 2000’li yıllar. Kendimle ilgili çelişkiler yaşadım. Uzunca bir süre elimden kalemi attım. Ta ki 15 Temmuz’a kadar.

Bu süreçte hayatınızı da farklı mı şekillendirdiniz?
Tabii bu dönemde kendi hayatımda değişiklikler oldu. Şu anda Konya E Tipi Cezaevinde 80 mahkuma ayakkabı dikiş öğretimi ile ilgili eğitim veriyorum. Özel sektörde kendi çapımda bir işletmeciliğim var, çiğköfte dükkanı işletiyorum.

15 Temmuz’da neden yeniden yazmaya karar verdiniz?
15 Temmuz gecesi ben işyerindeydim. Olaylar başlayınca işi gücü bıraktık, herkes gibi memleketin derdine düştük. Geçmişte yaşanan bazı şeyleri biliyoruz. Darbeler olmuş, on yılda bir tekrarlanmış, 1990’lı yılların o kötü dönemlerini de hatırlıyorum. Kendime dedim ki “Ben bunun detayına ineyim.” Araştırmaya başladım. Büyüklerimizden dinlediğimiz kulaktan dolma bilgiler de vardı ama detaylara indikçe tan yeri ağarır ya; aynı onun gibi bir şeyler şekillenmeye başladı ve “Ben bunu yazmalıyım, herkese bu yazdıklarımı ulaştırma gayretinde olmalıyım” düşüncesi ile yeniden bir şeyler yazmaya başladım. Yazdıkça arkası geldi, arkası geldikçe yazdım. Derine, en derine ineyim dedim ve akıl almaz gerçeklerle karşılaştım.

Karşınıza çıkan şey neydi?
Bu oluşuma ben “illuminati” diyorum. Kitabımda belgelemeye uğraştım. Fakat illuminati belgelenemez. Ama derininde bir güç var. Üst akıl deniyor, malum güçler deniyor. Bu açıkça illuminatidir. Bunu gördüm ve yazmaya başladım ki; nereden geldiğine ve nereye varmak istediklerine kadar detaylarını araştırmaya devam ediyorum. 1776’da Almanya’da felsefecinin birinin kurduğu bir dernek ya da örgüt olarak biliniyor. Ancak bu, aldatmacalı yönlerinden sadece biri. Nuh Tufanı’ndan sonra Mısır’ın ilk firavunlarının başlangıcına ulaşıyor bu yapının temelleri.

Bu iddiaları ve kanıtları tek bir kitaba sığdırmak zor
Bunu ikinci kitabımda açıklamaya çalışıyorum. Şu an yazmaya devam ediyorum. Ben bu mücadeleye girdim. Ne olur, Allah ne kadar ömür verir, ne kadar başarılı olurum bilemem. Ama bu mücadeleyi vereceğim. Araştırmalarımı ve düşüncelerimi, dilimin döndüğü, aklımın erdiği, kelime haznemin yettiğince yazacağım. Bir kişi de olsa bunu duyurmaya çalışacağım. Ülkemizin şu an zor bir süreçten geçtiğini ama bir atlama noktasının da başlangıcında veyahut yükselme ivmesinde olduğunu düşünüyorum. Buna denizde damla misali derler ya, bir katkım olursa ne mutlu bana. Hatta tüm Müslümanlar uyanacak, Allah’ın Nurunu tamamlayacak, bu ayetle sabit. Bunda zerre misali bir katkım olabilir mi? Düşüncem bu, bu amaçla, bu hedefle yola çıktım, yola devam etmeyi düşünüyorum.

Kitabın ilk başına ne aldınız?
Önsöz kısmında kitabın nasıl ve neden kaynaklanarak oluştuğunu açıklıyorum. Hak ve Batıl diye bilinen bir savaş var.

Bu savaşın başlangıcı nereden. Adem babamızın yaratılması ve şeytanın ona karşı olan tutumuyla başlayan bir mücadele. Tabii Cenab -ı Allah’ın takdiri. Mutlak kaçınılmaz. Buradan başlayarak terörün nasıl oluşturulmaya çalışıldığını, Müslümanların neden terörist gösterildiğini, tabii bu ara dönemde Yahudilerin ve Hristiyanların kendi toplumlarına veyahut tevhid inancına karşı tutundukları tavrı yavaş yavaş işlemeye çalıştım. İslam’ın gelişinden sonra ilk darbeyi, Müslümanları büyük bir ayrışıma sevk eden Kerbela Olayı’nı ele aldım. Türk milletinin İslam’la müşerref olmasını anlatmaya çalıştım. Selçuklu ve Osmanlı döneminde yaşanan bazı olaylar da çok gariptir ki FETÖ’nün TSK’ya sızmasını andırır. Yeniçerilerin durumu çok önemlidir. Yeniçeriler neden sürekli bir kıpırdanma halindeymiş, neden ayaklanmışlar, neler yaşanmış? Onların içinde de FETÖ’nün durumuna benzer bir tarikatlaşma vardır. Ama yanlış, sapık tarikatlaşma ile oluşan yeniçeri isyanları ile mücadele eden Sultan Selim, III. Selim dönemi, III.Selim’e yapılan darbe sonrasında Osmanlıyı bitiren II.Abdülhamit Han döneminde yapılanları. Kim ne yapmış, ne etmiş, bugüne benzer algı operasyonlarıyla, kimler kimleri fitlemiş ve fişlemiş… Onlarla ilgili detaylar kitapta yer alıyor. Abdülhamit Han’dan sonra 1950’li yıllara kadar olan dönemi kitabımda hiç işlemedim. Çünkü o dönem bize hala flu geliyor. Detaylı bir inceleme, çalışma gerektiriyor. O ayrı bir kitap konusu. Kısmet olursa onu da işleyeceğim.

Bütün bunlar için hep kaynak gerekir, yeterli ve güvenli bir kaynak bulma konusunda sıkıntı yaşadınız mı?
Kaynak olarak ilk önce tabii ki Kur’an ve Hadis kaynaklarını önde tutmaya çalıştım. Sonrasında sadece İslami yönde değil gayrimüslim yazarların kaynaklarını da kullandım. Doğruluğu ittifak ile kabul edilen kaynaklar kullanmaya çalıştım. Bizzat yaşadığım hadiseler de var. Aynı zamanda İnternet ve gazete haberleri kaynakları da kullandım tabii. Kitabımın sonunda da bahsediyorum zaten. İlluminati somut belgelenemiyor. Çünkü şeytani bir oluşum.

Bu yapılanmanın da bir illuminati oluşum olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Düşünmüyorum, eminim. Belgelemek zor olsa da. Yalnız şunu söylemeliyim ki, kitabın sonunda her şey okunup bittiğinde sanki bir komplo teorisi algısı da oluşabilir. Ama kullandığım birbirine yakın, benzeşen hadiselerin bağlantıları ve kaynaklarım bunun gerçekliğini, komplo teorisi olmasından daha akla yatkın gösterir.
Kitap için yoğun bir araştırma yaptınız. Sizi en çok şaşırtan, daha önce bilmediğiniz fakat bu araştırmalar sırasında gördüğünüz ne oldu?
Birçok hadise şaşkınlığıma neden oldu. Aslında şaşırmamak da gerekiyor. Bizim bilinçlenmemizin engellenmiş olması, bunun kasten ve resmen “Bu adamlar uyusun” diye yapılmış olmasına şaşırdım. Bu bilinen bir şeydir ama ikinci kitabımda bahsettiğim algı yöntemleri bunu daha net ortaya koyuyor. Bizim uyumamız için önceden algı yapılmış. Ama biz uyuduğumuzu bilmiyoruz. İşin püf noktası burada. Uyutmuşlar ama bize daha önceden algı olarak verilmiş. Biz uyuduğumuzu bilmeden onu beklemişiz. Burada şöyle bir şey var; Matrix çok ilginç bir filmdir ve defalarca izlemişimdir. Oradaki insan tarlalarında uyuyan insanlar misali. Uyuduklarını bilmiyorlar ya, hepsi bir şeyler yaşıyor. Esasında o da bir algıdır. İşin en temelinden yaklaştıkları konu algı yönetme yöntemleri.

Bu kadar kısa sürede hem araştırıp hem yazmayı nasıl başardınız?
Uzun süren durgunluğun patlaması diyelim. Tabii çok fazla çalıştım çok az uyudum. Hem yazdım hem araştırdım. İkisi aynı anda oldu.

İşlediğiniz konunun daha önce hiç gündeme gelmiş olmamasını neye bağlıyorsunuz?
Son dönemde gündeme geldi gelmeye de devam ediyor aslında. Tabi İlluminatinin olmadığını düşünenler de azımsanmayacak durumda. İnsanlar bunu görüp dile getirmemiş olabilirler. Veyahut dediğim gibi illuminati belgelere dayanmıyor. Pek çok bilim insanı daha bilimsel yaklaştıkları ama somut bir şeyler koymadıkları için yazmamış da olabilirler. Bunu söylemeye, dillendirmeye çalışan çok insan da var. Bunları da göz ardı edemeyiz.

O zaman bütün bu uykudan uyanmak mümkün mü?
Ben kendi adıma uyandığımı düşünüyorum. Her şeyden önce şu bilinmelidir ki Cenab-ı Allah takdir etmeden, o izin vermeden hiçbir şey olmaz. Fakat Allah dünyayı öyle bir sistemde yaratmış ki nedenler silsilesiyle hikmetlerini tecelli kılmış. Şöyle örnek vereyim; 15 Temmuz’un başarısız olması, Türk milleti açısından başarılı olması yani darbenin engellenmesi sebeplere bağlıdır. Yoksa herkes Allah takdir etti deyip evinde yatsaydı maalesef çok kötü bir duruma düşerdik. Bu konularla ilgili ayetler var. Cenab-ı Allah Müslümanlara o meydanda durma gücünü verdi. O şehadete ulaşan kardeşlerimizi vesile kıldı. Türk milletinin, toplumun dışarı çıkmasıyla o meydanlarda durması bilincini hikmetinin tecellisine bir vesile kıldı. İlluminatinin de oluşumu sebepler zinciridir. Kısaca tarif edeyim; bu büyü, kehanet, simya onda da tarikat izi vardır. Simya felsefi bir yaklaşımdır. Temelinde buraya dayanıyor. Böyle bir oluşum. Bu oluşum süregelmiş, dönem dönem iniş çıkışlarla tekrarlanmış. Mesela, 11 Eylül saldırıları çok açıktır. Kitabımda bahsettiğim terör konusuna çok iyi bir örnek, bunu da işliyorum. Tabii bir de yaradılış nedenimiz. Cenab-ı Allah bizi niye yaratmış? Gayemiz ne? Buna karşı çıkan, bizim bu yolda önümüze geçmek isteyen şeytan, terör tuzağını nasıl kuruyor?

Siz burada şeytanı hangi güç olarak değerlendiriyorsunuz?
Batıl güç. Bu da bir ikilem oluşturabilir. Hakkın karşısında Batılın bir savaşa tutuşması mümkün müdür? Söz konusu bile olamaz. Bu ancak bir başkaldırı, bir isyandır. Çünkü mutlak surette Hak galiptir. Yeryüzünde biz daha farklı görebiliriz. Görünen farklı olsa, aksini gösterse bile mutlak surette Hak galiptir. Bir de madalyonun öbür yüzü var. İnsanlar da kendi içinde de bu savaşı yaşar. Hak ve Batıl’ın savaşını. Bu savaş içeride de sürer. Yeryüzündeki savaşta mutlak surette hak galiptir. Buna şüphe yok. İnsanlarda ise Batıl’ın galip gelme olasılığı insanın kaybetme durumu fazlasıyla var. Biz içimizde hangi tarafı tutuyoruz, hangi tarafa daha meyilliyiz ona bakmamız lazımdır. Ve içimizdeki hak tarafının galibiyeti ölçüsünde yeryüzündeki hak davasına yardım edebileceğimizi düşünüyorum. İlk önce insan kendi içinde uyanışa, bu bilince ulaşmalı. Hak tarafında olduğunu önce kendi içinde ortaya koymalı.

Ya dışarıdaki savaş?
Yeryüzündeki savaş daha farklı anlamda görünüyor. O zaman görmeye başlıyorsun zaten. Yoksa her şey bir muallak ve soru işareti olarak kalıyor. Yani “Acaba o mu?” dediğim olay çok farklı olaylar, çok farklı şekilde gösteriliyor. 11 Eylül’de bu açıkça görüldü. Müslümanlar tüm dünyaya terörist ilan edilmedi mi?

Bu oyun biter mi?
Bitmiş değil. Ne zaman biter; Cenab-ı Allah’ın ayeti kerimesidir. Allah Nurunu tamamlayacak. Süreyi, zamanı o biliyor. Mutlaka o gün gelecek. Biraz önceki Hak ve Batılın savaşına geldik, bu bir başkaldırıdır. Buna tam anlamıyla savaş da denilemez aslında. Hak ve Batılın savaşı deniliyor ama başkaldırıdır. Bunu şöyle temsil edebiliriz? Bu temsilde hata olmasın; Bence, Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı savaşmasına benziyor. Yani şeytan diyeyim. Kendi günahına ve Adem’(A.S.)den üstün olduğu düşüncesine, kandırdığı insanları da ortak etmeye devam ediyor.

Bu kitabı okuyanların kafasında neyin değişmesini hedeflersiniz?
Bir uyanış var. 15 Temmuzda gördük. Ben sadece bu uyanışa biraz daha katkı sağlayabilirim. En azından insanların düşüncelerine bir ışık yakmayı isterim. Yoksa zaten, ben dedim de böyle oldu diye bir şey yok.

Ülke gençliğini bu anlamda nerede tutuyorsunuz?
Görsel ve sosyal medya gençlerimizin iç dünyasında farklı hissiyatlar oluşturdu diye düşünüyorum. Bahsettiğim algı yine her yerde çıkıyor karşımıza. Bahsettiğim algı operasyonları temelinde gençlerimizi hedef alıyor. Bu yüzden şimdiye dek her türlü algı yapılmış, yapılmaya da devam ediyor. Aileler de farkında olmadan İster istemez destekliyor. Çünkü aileler de bunun bilincinde değil ya da gelenekselleşmiş bir durum söz konusu. Bu açık ve net. Biz öyle ya da böyle Kur’an ve sünnetten uzaklaşmışız. Uzak tutulmuşuz. Önümüze getirilen ve önümüze konan ile yetinmemiz sağlanmış. Sorunun temeli burada yatıyor. Sonra bu alışkanlık haline gelmiş. Herkes yediğinden memnun olmaya başlamış. Bir itiraz eden de çıkmamış. Çıktıysa da bastırılmış

Son olarak ne eklemek istersiniz?
Açık konuşmak gerekirse, nerede ne yapıyoruz, ne ile meşgulüz ya da neyle meşgul olmamız isteniyor? Sorgulamasını yapmalıyız. Biz bunları bilinç dahilinde mi yapıyoruz? Yoksa hayatın akışı bizi ona mı getirmiş? Bunu kontrol etmemiz gerekir. Kur’an ve sünnetten uzaklaşmamızdan bahsettim. Benim tarikatlara falan söyleyeceğim bir şey olamaz. İnsan sapık zihniyetleri görebilir, Cenabı Allah bu bilinci yüklemiştir insana. Ayetler, hadisler, hepsi elimizde mevcut. İnsan “Ben şunu yapıyorum ama neden” diye bir sormalı. Her şeyin çözümü bu soruda ve cevabında gizli belki de…

Add comment