AYŞEGÜL ERDOĞ

BİR YAZAR, BİR DOKTOR, EŞSİZ BİR KİŞİLİK

BİR YAZAR, BİR DOKTOR, EŞSİZ BİR KİŞİLİK AYŞEGÜL ERDOĞ

BİR YAZAR, BİR DOKTOR, EŞSİZ BİR KİŞİLİK AYŞEGÜL ERDOĞ

AYŞEGÜL ERDOĞ

 

“…Kişiliğimin zayıflığını tespit ettim. O kadar zayıftı ki her yöne eğilebilir, kabul görmek ve dışlanmamak için her kötülüğü zararsız görebilirdi. Menfaatlerimin önemine göre beni satan benliğim ne kadar kıymetli olmuştu…”

 

BİR YAZAR, BİR DOKTOR, EŞSİZ BİR KİŞİLİK AYŞEGÜL ERDOĞ

Ayşegül Erdoğ 1948 yılında Taşköprü’de doğdu. 1971 yılında İstanbul üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu ve, 1975 yılında da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları dalında uzman oldu.  Gönüllü olarak Kilis’de ve daha sonra İstanbul Bakırköy’de çocuk doktorluğuna devam eden Ayşegül Hanım, İstanbul’da uzun süre dernek ve vakıf çalışmalarında bulundu. Bu sırada çeşitli gazete ve dergilerde, çocuk eğitimi, kültürümüz ile ilgili konularda, günümüz ve Osmanlı’daki vakıflar ve tasavvuf konularında yazı ve makaleleri yayınlandı.  1999 yılından sonraki hayatı Konya’da devam etti.  Erdoğ’un  iki erkek evladı ve 3 erkek torunu var.

Ayşegül Hanım ile hayatı, sonsuz hoşgörüsü ve kitapları hakkında bir sohbet gerçekleştirdik. Bu keyifli söyleşiden bir bölümü ve yayınlanan kitaplarının içeriklerini siz okurlarımızla paylaşmak istedik.

 

Ayşegül Hanım merhaba, Konya’ya geliş sebebiniz nedir? Bizimle paylaşır mısınız?

Merhaba, görünüşte deprem, hakikati Allahca malûm.

 

Hoşgörü sizce nedir? Tarifini yapar mısınız?

 İnsanın kendine eleştiri ile bakması, kendi kusurlarını ve hatalarını görerek bunları düzeltme ile meşgul olması; kendi dışına, kendi dışındaki kişilere ve olaylara hoşgörü ile bakmasını getirir.  Eğer kendine hoşgörü ile bakıyorsa o zaman dış dünyaya eleştirisel bakacaktır. Bu da hoşgörüye mani bir haldir.

 

 

Asıl mesleğinizin doktorluk olduğunu biliyoruz, bu meslekteki idealistliğiniz biraz bahseder misiniz ve doktorlara neler söylemek istersiniz?

Hiç kimseye bir tavsiye de bulunmam ancak bu meslekte kendi adıma yapmak istediklerimi yaptım. Uzmanlığımı aldıktan sonra hiç çocuk doktoru olmayan bir şehirde gönüllü olarak görev yapmak istedim ve oraya bir çocuk doktoru gelene kadar görevimi sürdürdüm.

 

Yazı yazmaya nasıl başladınız? Sizi yazarlığa iten neydi?

Uzun yıllardır konuştuklarım,  paylaştıklarım, kitaplaşıverdi.

 

Kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz?

ELİF’DEN YANSIMALAR: Bu kitapta Allah’ın güzel isimlerini, şimdiye kadar yazılmış olanların dışında, farklı bir bakış açısıyla inceledik. Allah-ü Tealâ, yaratmış olduğu bütün mahlûkatına tecelli eder, yani yansır. Bu yansıma hem canlı varlıklara, hem cansız varlıklara, hem de olaylara olur. Bu tecelli, her insanda olduğu halde, bazılarında veya bazı kişilerde bazı zamana kadar perdelidir. Perdeli olan için, Allah-ü Tealâ sanki çok uzaklarda, ötelerin ötesinde gibidir.

İşte bu kitap, insana isimlerin yansımasının nasıl olduğunu anlatmaktadır. Böylece ötelerin ötesinde olduğu sanılan Yaradanımızın, âyet ile müjdelendiği gibi Şah damarımızdan yakın olduğunu bu kitapla göreceğiz. Zira O, yarattıklarından razıdır, işlerinin hoş olmayanlarından razı değildir. O bize yakındır, ama biz O’na yanlışlıklarımızla uzağız.

Allah’ın güzel isimlerinin, insana yansıması ile insanda ahlâk güzelliği meydana gelir. Böylece insan, ahsen-i takvim üzere yaratılmış olduğu ilk safiyetine dönmüş olur…

AYNAYA BAKIŞ (nefis roman) : İnsanın nefis ve ruh gibi iki unsurdan yaratıldığını ve hayatın bunlarla geçtiğini biliyoruz. Çeşitli dünya hevesleri ve nefsimizin bize oynadığı oyunlara kanmayıp, sırlı bir aynada gerçekten kim olduğumuza hiç bakmaz mıyız? Ve bu aynaya bakmakla ne göreceğimizi merak etmez miyiz? Baktığımızda şunları sormaz mıyız?

 

“… Bu güne nasıl böyle gelmişim? Habersizce; kendinden habersiz, geçmişinden habersiz, ailesinden, yakınlarından ve uzaklarından habersiz… İnsanı anlamadan, kâinatı anlamadan, sadece kendini önemli görerek, başka dertlerin varlığı hakkında içimde sızı duymaksızın, kendine yabancı, Yaradanına yabancı, peki neye aşina?…”

Romandan bazı bölümler…

“…o ışığın penceresinden bambaşka bir dünyaya açıldım.      Burası özgürlüğümün düşüncede aşmış olduğu sınırsızlığı, sonsuzluğu idi. Şimdi böylece bütün mekânlarda yerim olmuştu…”

“…Bendeki hoş olmayan beni, önce ben kabul edip, bu yürekliliği göstermeliyim… Hoş geldin BEN… Bendeki sahte çoğullarımın hep gerisinde bıraktırılmış olan BEN…”

“…gerçek var oluşun, ancak hiçlik içinden doğduğunu ve bunun da ebediyet olduğunu hissediyorum, anlıyorum hatta biliyorum…”

“İnsan neden zayıftır? Niçin zayıflıkta ısrarlıdır? Ve neden zayıflıklarını örtmek ister? Doğrusu merakım kendime. Ben nasıl zayıf oldum? Gölgem gerçek ben olunca, gerçek ben gizlide kaldı. Gerçek bende bir hazine olmak gizemi varken, nasıl da sabırla bu günleri bekledi. Hazineyi kenara gömüp, çakıl taşlarına itibar etmişim. Bendeki olduğum gibi olma hazinesinin kapağını açınca, kudretimin hayranı olacağım. Ben geliyorum, gerçek ben. Ben kudret, ben hazine, ben temiz, ben saf, ben hüsranın köşesinden dönen, ben hapisten kurtulan, ben acısız tat, ben ekşisiz maya, ben arı su, ben benliğinin önünde, ben dalında taptaze, ben ölülere müjde, ben dirilere yoldaş, ben ezeli, ben ebedi, BEN KUDRET MAHALLİ, BEN geliyorum…”

“Geçmiş ve geleceğin ısrarlı güzelleri; sitem etseniz de, darılıp kızsanız da, sulu aşınıza pek de uygun görmeseniz de ben geliyorum. Başım dik olmuş ilk defa. Göğe uzanmakta, görünüz. Ayaklarım hakikate bir kere saplanacak ki arz titreyecek. İki cihan uyanacak, mahmur gözlerle görecek. Ben geliyorum. Benim başımı döndüren, kudretin hayalinin kuvveti… Yanlış yolumdan çeviren, ölümsüzlüğün cazibesi… Artık hangi fani sözü ve de gözü önemsenir burada? Bir pencere açıldı gerçeğe, kendi gerçeğime… Yol şimdi başladı. İşte gerçek yol bu yol. Yoldaş nerede? Bu yol sız yolu: yoldaşsız, sınırsız, sinirsiz, varlıksız, öfkesiz, hüsransız, makamsız, malsız, mülksüz, günahsız bir yol… Binlerce edinilmişliklerin kaybedildiği yol… Selâm yola, selâm yolcuya, selâm yalnızlığı göze alana, selâm yalnız kalana, selâm yalnızlığa saygı duyana, selâm ( SIZ) yoluna, binlerce selâm…”

 

İnsanlık âlemi için kurtuluş yolları üç bölüm halinde, “Adımlar” serisinde anlattım

ADIMLAR 1’DE: Tevbe, sabır, şükür, muhabbet ve rıza var.

ADIMLAR 2’DE: Niyet, ihlâs,sıdk, fakr, zühd, reca, havf var.

ADIMLAR 3’DE: Tevhid, tevekkül, tefekkür, murakabe, ölüm konuları işlenmiştir.

Nur/Amel/Miraç/A’mak/Zikir: “ Namaz dinin direğidir”  ve “namaz mü’minin miracıdır” şerefli hadislerinin ışığında, çok önem arz eden bu konu hakkında senelerdir sorularımızın tükenmemesi sebebiyle, böyle bir cep kitabı hazırlamamız zarureti hasıl oldu.

ORUÇ:  Oruç ile ilgili her konunun araştırılıp toplandığı bir kitapçık. Umulur ki umumi bir fayda hasıl olur.

ZEKÂT: Bu kitap ile zekât, sadaka ve karz-ı hasen anlatılmış oldu. İnsanı, Yaradanına yaklaştıracak olan, İslam’ın şartlarından en önemlisi, şüphesiz ki zekâttır. Zirâ diğer şartların hiç birisi için, yerine getirilmediği takdirde, “kafir olma” gibi bir tehlikeden söz edilmediği halde, “zekat vermeyenler”  ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de  “kâfirdirler” ithamı geçmektedir. Namaz kılmayanlar veya oruç tutmayanlar ya da Hac görevini yerine getirmeyenler için böyle bir tehlikeden haber verilmemiştir. Bu bakımdan,  kitabımızın bilinen bir konuyu tekrar hatırlatma ve gündeme getirme bakımından önemi olduğuna inanıyorum.

 

Yeni kitap projeleriniz var mı?

Ya nasîp!

Ayşegül Erdoğ’a bize zaman ayırdığı için teşekkür ediyoruz, kitapları hakkında bilgi edinmek veya iletmek istediğiniz sorularınız varsa aşağıdaki adreslerden kendisine ulaşabilirsiniz.

Web sayfa:  www.aysegulerdog.com

Add comment

5 × 3 =