İBRAHİM AZMI BEĞEN

KONYA AŞIĞI BİR HAYIRSEVER

KONYA AŞIĞI BİR HAYIRSEVER İBRAHİM AZMİ BEĞEN

KONYA AŞIĞI BİR HAYIRSEVER  İBRAHİM AZMİ BEĞEN

KONYA AŞIĞI BİR HAYIRSEVER

İBRAHİM AZMİ BEĞEN

 

İbrahim Azmi Beğen ismini duyduğunuzda birçoğunuzun aklına Mehmet Beğen İlk Öğretim Okulunun adının geleceğini tahmin etmek zor değil. Peki, kimdir İbrahim Azmi Beğen? Gelin hep birlikte Konya aşığı ve hayatını hayırlara adamış Azmi Bey’i tanıyalım ve ilginç hayatına, yaşadıklarına dair bilgiler edinelim.

 

Azmi Bey, bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

1933 yılında Konya’da doğdum.1950 yılına kadar Konya’da geçirdiğim çocukluğumu ve ilk gençlik günlerimi hasretle anıyorum. Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nun duvarlarına konulmuş tablolarımı, sanat enstitüsünün duvarlarındaki teknik resimlerimi hatırlarım. İzci elbiselerimi giyip bayramlarda grup halinde şehir içinde ve daha sonra da mahallemizde göğüslerimizi kabartarak dolaştığımızı, Meram’daki bağ evinden şehirdeki okuluma her gün bisikletle gidip geldiğimi de hatırlarım. Hayat gailesi içinde babama yardımcı olmak için, sabahın erken saatlerinde Kapı Camii civarında olan kahveci dükkânında ocağı yakmak ve babam gelene kadar etrafı temizlemek daha sonra ise okul zamanına kadar çevre esnafa çay-kahve servisi yapardım.

 

Eğitim hayatınız nasıldı bu dönemde? Konya’dan ilk ayrılışınız nasıl oldu?

Seneler çok hızlı geçti 1950 yılında sanat enstitüsünü bitirip diplomamı aldığım gün hayatın daha nelere gebe olduğunu bilmiyordum. En büyük idealim mühendis olmaktı. Bu yüzden Ankara’da Teknik Öğretmen Okulu ve İstanbul’da Yıldız Teknik Okulu giriş imtihanlarına katılmak üzere, ilk defa Konya’dan ve ailemden ayrıldım.1954 yılına kadar devam eden yükseköğretim yıllarının ilkini Yenişehir’de bulunan Konyalılar Talebe Yurdu’nda geçirdim. Geriye kalan 3 sene ise Beşerler ’de ki Teknik Öğretmen Okulu’nda yatılı öğrenci olarak bulundum ve buradaki yaşantımı ise kitaplara sığmayacak anılarla geçirdim. O dönemde İngilizce öğrenmek için yabancı bir arkadaşla İngilizce mektuplaşıyorduk. Bu yazışmalar bana İngilizcenin yanı sıra Türkçe’mi de doğru bilmem gerektiğini öğretti. O zamanlar yabancı lisan öğrenmek için bugünkü imkanlar olmadığından,öğrenmek istediğim bir İngilizce kelimeyi küçük bir kağıda, kağıdın diğer tarafında Türkçe karşılığına yazar bunları cebime doldurur,yolda giderken ya da boş zamanlarımda cebimden bir kağıdı seçer öğrenirdim.Bu sayede 800 kelime öğrendim.Artık daha rahat yazabiliyor ve konuşuyordum..

 

Mesleki yaşamınıza geçişinizden bahseder misiniz?

1954’de diplomayı alınca Amasya Erkek Sanat Enstitü’ne tayinim çıktı. Sanat Enstitü’nde teknik resim ve mekanik derslerini bana verdiler. Yılsonuna doğru bütün öğrencilerimin elleriyle yaptıkları teknik resimleri görmekten büyük mutluluk duymuştum.

 

Yurt dışına çıkış hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Bir gün Alman arkadaşımdan bir öneri aldım, önerisinde beni Duesseldorf’a davet ediyor, Alman Mühendislik okuluna gitmeme yardımcı olabileceğini bildiriyordu. Bu davet bana büyük bir moral verdi. MEB’e Almanya’ya gidebilmem için izin talebinde bulundum ve oldukça zor şartlarla Almanya’ya gittim. Alman arkadaşım söz verdiği gibi beni Haniel Lueg firmasında mühendislik bürosunda işe soktu. Bu kurumda canla başla çalıştım.

 

İlk ticari girişiminiz bu dönemde mi oldu?

Evet, ilk ticari girişimimi yine Alman arkadaşımın teşvikiyle oldu. Bu bir pul ticaretiydi. O dönem pul koleksiyonerleri vardı ve ben Türkiye’den onlar için pullar getiriyordum. Bu ticaret sayesinde eğitimimi ve geçimimi sağlıyordum. Bu yüzden bu ticari işlemin önemi benim için çok büyüktür.

 

Türkiye’ye dönüşünüz nasıl ve ne zaman oldu?

1960 yılında Türkiye’de ihtilal olduğunda benim 1 yıllık Almanya’da çalışma planımda sona ermek üzereydi bu yüzden hemen Türkiye’ye döndüm ve Ankara’da Tekfen şirketinde çalışmaya başladım. İki yabancı dile vakıf olmanın rahatlığını o zaman daha iyi anlamış ve bu vasfım dolayısıyla yabancı firmaların gözünde epey itibar kazanmıştım. İşlerim de iyi gitmeye başlamıştı. Ticaret hayatının her döneminde işler iyi olmadığından bende 1965-1975 döneminde NATO ENF Dairesinde mühendis olarak çalıştım.

 

Aileniz hakkında neler söylemek istersiniz?

1972 yılında eşim ile tanışıp evlendim ve hayatımın en mutlu dönemi başlamış oldu. Bu dönemde iki kızım oldu ve onlarla geçirdiğim güzel günleri anlatmak için ayrı röportaj yapmanız gerekir. Burada anlatmak istediğim sadece ailenin insan hayatı için ne kadar önemli olduğudur.

 

Azmi Bey, Konya’da sizin hayırlarınızla kurulmuş pek çok kurum, birim var bize babanızın adına yaptırmış olduğunuz okul fikrinin nasıl oluştuğuna kısaca değinebilir misiniz?

1995 yılında babam adına bir hayır yapmaya karar verdim. Zira babam kendisi okuma yazma bilmemesine rağmen, benim okumama maddi desteğini esirgememişti. Rahmetli annemin manevi desteği tabiidir ki hiç eksik olmamıştı. Bu yüzden baba memleketi Konya’da, devlet vatandaş el ele kampanyası ile okul yaptırma arzumu Konya Valiliğine bildirdim ve muhtemel arsalar arasından bugün Mehmet Beğen İlköğretim Okulu’nun bulunduğu arsayı uygun buldum. Okulun açılışından sonra memnuniyetle görüyorum ki okulumuz Konya’nın muteber ve aranan okulları arasındaki yerini aldı. Bu projeye destek olan eski ve yeni bütün yöneticilerimize minnetlerimi sunmayı borç biliyorum.

 

Mehmet Beğen İlköğretim Okulu adına görüşleriniz ve projeleriniz nelerdir?

Ziyaretlerimde okulumuzda gördüğüm canlılık ve heyecan beni hep yüreklendirdi. Okul yöneticilerinin okul bahçesinin yanındaki park alanına spor kompleksi yapma önerilerini aynı heyecanla kabul ettim. Meram Belediye Başkanı’nın, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün verdiği destekle okul bahçesinin yan tarafındaki alanında Spor Kompleksi yaptırdım. Spor Kompleksinin yapımının ana amacı okulumuzun maddi ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır. Babam adına yaptırdığım hayır işlerinin bana vermiş olduğu haz daha pek çok hayra vesile olmamı sağladı.

Metropol okuyucuları için bizlerle bir araya gelen Azmi Bey’e teşekkür eder sağlık dolu bir yaşam dileriz…

Add comment

1 × = 5